Connect with us

Sağlık

Koronavirüs dişleri de vuruyor!

Kovid-19 nedeniyle yaşadığımız belirsizlik, karantina süreçleri ve sosyal izolasyon gibi süreçler, psikolojimizi olumsuz etkilerken, kelimenin tam manasıyla “dişimizi sıkmamıza” da neden oluyor.

Published

on

Koronavirüs dişleri de vuruyor!

Gündüz kontrol altında tutabildiğimiz stres ve endişe geceleri, uyku sırasında diş sıkma ve diş gıcırdatma olarak kendini gösterebiliyor. Öyle ki son dönemlerde diş sağlığı kliniklerine yapılan diş kırılması başvurularının büyük çoğunluğunun temelinde halk arasında “diş gıcırdatma” ya da “diş sıkma” olarak bilinen bruksizm bulunuyor.

Diş kırıklarının yanı sıra diş sıkmaya bağlı ağrıların da yaşam kalitesini çok olumsuz etkilediğine işaret eden Acıbadem Altunizade Hastanesi Protetik Diş Tedavisi Uzmanı Dr. Diş Hekimi Hatice Ağan, “Dişlerini sıkanlar genellikle bunun farkında olmuyor. Diş sıkmaya bağlı olarak gelişen ağrılar da migren ya da fibromiyalji ile karıştırılıyor” diyor. Diş sıkmanın daha çok mükemmeliyetçi yapıya sahip kişilerde, performans sporcularında ya da stresli işlerde çalışanlarda görüldüğünü anlatan Dr. Diş Hekimi Hatice Ağan, bu alışkanlığın önüne geçmek için farkındalığın önem taşıdığını, ayrıca gece ağız içine yerleştirilen aparatlar (apareyler) sayesinde de diş sıkmanın engellenebildiğini belirtiyor.

KULAK ÇINLAMASI DA BELİRTİLER ARASINDA

Gündüz ya da gece diş sıkma olarak kendini gösteren bruksizm, biyolojik, psikolojik ve sosyal davranışların etkileşimi ile ortaya çıkabiliyor. Stresin artmasının bruksizme neden olduğunu ve var olan durumu ağırlaştırdığını dile getiren Dr. Diş Hekimi Hatice Ağan, sözlerine şöyle devam ediyor: “Dişlerini sıkan kişilerde sıklıkla çene, baş, boyun, kulak ağrısı görülüyor. Kulakta çınlama, çene açma kapamada ‘klik’ sesi, sabah ağrılı ve yorgun uyanma da şikayetler arasında. Ayrıca bu kişilerde alt yüz bölgesinin daha geniş, köşeli bir hal alması, dişlerde ve dolgularda aşınma ve kırılmalar da gözlenebiliyor.”

Koronavirüs dişleri de vuruyor!

ÇENE KASLARI KUVVETLENİYOR

Yoğun belirsizlik yaşadığımız bu günlerde stresi gündüz kontrol altında tutabildiğimizi ancak geceleri farkında olmadan yansıttığımızı kaydeden Dr. Diş Hekimi Hatice Ağan, “Pandemi döneminde, karşılaştığımız diş kırıkları da çoğunlukla darbe ya da akut travmaya bağlı ön dişlerde değil, çiğneme kuvvetinin daha fazla olduğu arka bölgedeki azı ve küçük azı dişlerinde. Çünkü gece diş sıkarken uygulanan kuvvet, gündüz çiğneme işlemi yapılırken uyguladığımızdan çok daha fazla oluyor. Nasıl kol kasları fazla çalıştığında, egzersiz yaptığımızda kuvvetlenir, dışarıdan bakıldığında kaslar belirginleşirse bruksizmde de aşırı diş sıkmaya bağlı çene kasları kuvvetleniyor” diyor.

DİŞİNİ SIKANLAR FARKINDA DEĞİL

Bruksizm sorunu yaşayanlar genellikle bu durumun farkında olmuyor. Çene kaslarını yoğun sıkmaktan kaynaklanan ağrıların da migren ve fibromiyalji ile karıştırıldığını ifade eden Dr. Diş Hekimi Hatice Ağan, farkındalığa dikkat çekiyor. Gündüz dişini sıktığını fark eden kişinin “Bunu yapmamalıyım” diyerek alışkanlığını önleyebildiğini ancak geceleyin bilinçsizce diş sıkmaya devam ettiğini anlatan Dr. Diş Hekimi Hatice Ağan, çözüm ve tedavi konusunda da şunları söylüyor: “Pandemi sürecinde, gündüz diş sıkmanın önüne geçmek için farkındalıkla davranış yönlendirmesi yapılabilir, kasların gevşemesine yönelik desteklerden faydalanılabilir. Geceleri ise diş hekimlerince yapılan; dişler, çene ve yüz kaslarına yönelik olarak kişiye özel hazırlanan ağız içi plakları, çene kasına botoks uygulamaları ve dişlerin çiğneyici yüzeylerinin düzenlenmesi gibi tedavi yolları denenebilir”

ÇÜRÜKLER VE DİŞ ETİ HASTALIKLARI İKİNCİ SIRADA

Bruksizmin yanı sıra pandemi döneminde öne çıkan diş sorunları arasında çürükler ve diş eti hastalıkları da bulunuyor. Dişin sert dokusunun giderek yumuşamasına, harap olmasına neden olan enfeksiyon “çürük” olarak adlandırılıyor. Tedavi edilmediği durumda ise abseye, yüzde şişme ve ağrıya yol açabiliyor. Dr. Diş Hekimi Hatice Ağan, zamanında tedavi edilmeyen çürük nedeniyle diş kaybı yaşanabileceğine dikkat çekerek düzenli diş kontrolünün önemine dikkat çekiyor. Yeni normalleşme süreci ile birlikte, diş hekimi ziyaretlerinin de başladığını kaydeden Dr. Diş Hekimi Hatice Ağan, diş eti hastalıkları ile ilgili de şöyle konuşuyor:

“Diş fırçalama ve ağız hijyeninin ertelenmesi ile mikroorganizmalar dişe yapışır, diş plağı oluşur. Plak birikiminin artması ile daha sert olan diş taşları oluşur ve fırçalama ile dişlerden uzaklaştırılamaz. Gingivitis dediğimiz diş eti hastalığında diş etleri kolayca kanar, rengi pembeden kırmızıya döner, dişlerde hassasiyetler oluşabilir. Tedavi edilmediğinde diş etindeki enfeksiyon dişleri çevreleyen çene kemiğini etkiler ve dişlerde sallanma başlayabilir.” Dr. Diş Hekimi Hatice Ağan, düzenli dış fırçalayan, diş ipi kullanan, ağız ve diş bakımına özen gösteren kişilerde diş eti kanamasının C vitamini eksikliğinden kaynaklanabileceğini de sözlerine ekliyor.

Sağlık

Kronik solunum hastalığı olanlar salgın döneminde ne yapmalı?

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof.Dr. Nurhayat Yıldırım, tüm dünya ile birlikte Türkiye’yi de etkisi altına alan COVID-19 salgını başta olmak üzere tüm salgın dönemlerinde, kronik solunum hastalıkları olanların daha dikkatli olmaları ve tedavilerini aksatmamaları gerektiğini belirtti. Peki, astım ve KOAH hastaları salgın döneminde nasıl davranmalı?

Published

on

By

Kronik solunum hastalığı olanlar salgın döneminde ne yapmalı?

Akciğer hastalığına neden olabilen ve tedavi edilmediğinde ağır akut solunum yolu yetersizliği sendromu gibi hastalıklara yol açabilen COVID-19, KOAH hastaları için de tehdit oluşturuyor. Tüm dünyada kalp damar hastalıkları ve inmelerden sonra üçüncü en sık ölüm nedeni olan KOAH, özellikle 40 yaş ve üzeri nüfusun yüzde 10’unda görülüyor.

KOAH hastalarının risk altında olduğunun altını çizen Prof. Dr. Nurhayat Yıldırım “Hastalarımız Sağlık Bakanlığı’nın, yazılı ve görsel basında bilgi aktaran Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu Üyelerinin, Türk Tabipler Birliği Öğretim Üyelerinin önerileri doğrultusunda hijyen kurallarına uymalı” dedi.

Astım kronik ancak yönetilebilir bir hastalık”

Astım ataklarında hastaların nefes darlığı, öksürük, hırıltılı soluk alıp verme ve göğüste baskı hissi gibi yakınmalar yaşadığını söyleyen Prof.Dr. Nurhayat Yıldırım, hastalığın uzun süreli düzenli tedavi gerektiren kronik bir hastalık olduğunu paylaştı.

Kronik hastalıklara sahip kişilerin salgın dönemlerinde çok daha tedbirli olması gereken bir süreçten geçtiklerinin altını çizen Prof.Dr. Nurhayat Yıldırım, “Astım kronik ancak yönetilebilir bir hastalık. Hastaların tedaviye uyumlu olmaları çok önemli. Atakların sık tekrarlaması hastaların akciğer kapasitesinde azalma olmasına ve akciğerlerin erken yaşlanmasına neden oluyor. Hastaların ilaçlarını aksatmadan düzenli olarak almaları atakları en aza indirecektir” diye konuştu.

Astım ve KOAH hastalarının salgın döneminde yapması gerekenler nelerdir?

Salgın dönemlerinde astım ve KOAH hastalarının mümkün olduğunca evlerinde kalması, sosyal izolasyona uyması gerektiğinin altını çizen Prof.Dr. Nurhayat Yıldırım şu önerilerde bulundu: 

– Doktorlarının önerdiği şekilde ilaçlar düzenli kullanılmalı.

– Astım kontrolünde bir bozulma veya KOAH yakınmalarında bir artış hissederlerse mutlaka doktorlarıyla veya Sağlık Bakanlığı’nın ilettiği sağlık iletişim hatlarıyla irtibata geçilmeli.

– Hastaneye gidilmesi gerekiyorsa mutlaka maske takılmalı.

– Hastaneye yalnız gidemeyen kişiler tek refakatçi ile hastaneye gitmeli.

– Randevu saatinde orada olunup bekleme odasında çok fazla vakit geçirilmemeli.

– El hijyeni büyük önem taşıyor. Su ve sabunla yıkama imkânı olmadığı durumlarda eller %60-70 alkol içeren materyallerle temizlenmeli.

– Çantada el dezenfektanı taşınmalı.

– Mümkün olduğunca tırabzanlara, hastanedeki koltuk ve sandalyelere dokunulmamalı.

– Kıyafetler mutlaka yüksek derecede en az 25 dakika yıkanmalı.

– Eve misafir kabul edilmemeli.

– Ev ortamı düzenli olarak havalandırılmalı.

– Eğer çevrelerinde ateşli, öksüren bir erişkin ya da çocuk varsa onlardan uzak durulmalı.

Okumaya Devam Et

Sağlık

Maske takmak için 3 önemli neden

Published

on

By

Maske takmak için 3 önemli neden

Maskenin doğru şekilde takılması ve maskenin ellenmemesi Covid-19’dan korunma açısından oldukça önemli. Özellikle sıcak hava nedeniyle maskelerin doğru takılmadığının altını çizen Anadolu Sağlık Merkezi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Elif Hakko, maske takmanın bir toplumsal sorumluluk olduğunu belirterek maske takmak için 3 önemli nedeni şöyle açıkladı:

Kurallara, bilime saygı:

Covid-19 taşıyıcısı olup olmadığımızı bilmiyoruz. İnsanlar bu hastalığı, belirti göstermeseler bile bulaştırabilirler.

Nezaket, empati

İletişim halinde olduğumuz kişinin kanserle mücadele eden bir çocuğu veya bakmakla yükümlü olduğu yaşlı bir annesi olup olmadığını bilmiyoruz. Biz sağlıklıyken, onların sağlığı yerinde olmayabilir.

Toplum sağlığı, sorumluluk

Yaşadığımız topluma karşı sorumluluklarımız var. Covid-19’a karşı önlem almak hepimizi korur.

Okumaya Devam Et

Sağlık

Sağlıklı çocuk için çiftlerin dikkat etmesi gereken 8 kural

Üreme Sağlığı ve İmmunolojisi Uzmanı Dr. Murat Berksoy, gelecekte sağlıklı şekilde çocuk sahibi olmak için şimdiden bilmeniz ve değerlendirmeniz gereken 8 kuralı açıkladı.

Published

on

By

Sağlıklı çocuk için çiftlerin dikkat etmesi gereken 8 kural

Günümüzde çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin yaşadığı “açıklanamayan infertilite” konusu giderek çok daha fazla gündeme gelmeye başladı. Yaşam koşulları, tüketim alışkanlıkları, sağlıksız işlenmiş gıdalar ile beslenme, stresli hayat, vitamin ve mineral eksiklikleri, hormonal dengesizlikler, kimyasallar ve radyasyona maruz kalmak gibi birçok faktör kadın ve erkeklerin bünyelerini olumsuz etkileyebiliyor. Tüm bu olumsuz etkiler de vücut sisteminin sağlıksız çalışmasına ve üreme sağlığı konusunda da ciddi sorunlar yaşanmasına neden oluyor. Peki çiftler çocuk sahibi olmadan hangi konulara dikkat etmeli? İşte Dr. Murat Berksoy, çiftlerin dikkat etmesi gereken 8 kuralı açıklıyor:

1. Yumurta ve sperm zaman içinde sayı ve kalite anlamında düşüşe geçer:

Kız çocukları hayatları boyunca yumurtaya dönüşecek folikülleri ile birlikte doğarlar. Ergenlikle birlikte her regl döneminde bir adet yumurtalarını yumurtalıklardan atarlar ve menopoza kadar bu şekilde devam eder. Menopoza yaklaştıkça kalitesiz yumurtalar tam olarak gelişemez, yumurtalıkta kalır ama artık üreme süreci tamamlanmaya doğru gelmiştir. Erkeklerde ise ergenlikle birlikte sperm üretimi artar ancak yaş ve çevresel faktörlerle birlikte spermin hareketliliği ve kalitesi düşmeye başlar.

2. 100 milyon sperme karşı 1 tane yumurta üretiliyor:

Bir erkek 100 milyon sperme kadar üretim yapabilir, ama bir kadın her adet döngüsünde sadece bir adet yumurtayı üretebilir. Tüm yaşamı boyunca da bu yaklaşık olarak 500 adet yumurta demektir. Bu bilgi ile zaten şansınızı hesaplayabilirsiniz.

3. Sağlıklı sperm ve kaliteli yumurta ile şansınız artıyor:

Kadınlar ve erkekler çocuk sahibi olmaya karar vermeden önce, çocuk sahibi olma girişimi sürecinin başlangıcına kadar sağlıklı bir dönem yaşamalılar. Alkol ve sigaradan uzak durmak, sağlıklı bünyeye sahip olmak, düzenli beslenmek, spor yapmak ve hormonal dengelerini kontrol alınmasını sağlamak gebelik şansınızı yükseltmekteki en önemli faktörler arasında yer alır.

4). Yumurtlamanızı yakından takip etmelisiniz:

Hamilelik, yumurtlamadan yaklaşık beş gün öncesinden, yumurtlama gününe kadar olan sürede mümkün olmaktadır. Bu günleri önceden belirleyerek ve takip ederek, bu dönemde daha fazla ilişkiye girmek hamilelik şansınızı artırır. Kısaca takvimleri hazır tutun ve kendinizi takibe alın.

5. Doğurganlık ve yaş doğrudan bağlantılıdır:

Doğurganlık oranı, yaş ile doğrudan bağlantılıdır. Çocuk sahibi olmak için ne kadar erken yola çıkarsanız, işiniz o kadar kolay olur ancak günümüzde bu süreçte bile destek gerekebiliyor. Çevresel faktörler, beslenme kalitesi, vitamin mineral eksiklikleri, uyku kalitesi, kimyasallar derken çok fazla faktör devreye giriyor. Yine de erken yaşlarda fark edilecek sorunların çözülmesi ile ileride çocuk sahibi olma konusunda sorun yaşama riskiniz o kadar azalabilir.

6. Bir yıl denemeden strese girmeyin:

Çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin korunmadan 1 yıl süreyle çocuk sahibi olmak için denemeleri önerilir. Eğer 35 yaş ve üzerindeyseniz bu süre 6 aya iner. Bu bir yıl ya da 6 ay deneme süresi boyunca, beslenme ve kilo kontrolünüze dikkat edebilirsiniz. Ağır olmayan sporlara yönelebilir, meditasyon ve nefes egzersizlerine yoğunlaşabilirsiniz.

7. Mevcut hastalıklar ve birikmiş toksinleri tedavi ettirmelisiniz:

Cinsel yolla bulaşan hastalıklar (HIV, genital enfeksiyonlar), ergenlik ve sonrasında geçirilen kabakulak, inmemiş testis, polikistik over sendromu, endometriyozis, adet döngüsünde sorunlar, çevresel toksin ve kimyasalların etkileri ile doğurganlık olumsuz şekilde etkilenir. Eğer bunlarla ilgili çok fazla maruz kalma potansiyeliniz varsa, öncelikle bir uzmana başvurmalı ve vücudunuzda biriken toksinlerden arınmalısınız.

8. Tüp bebek mucize demek değildir:

35 yaş altında tüp bebek ile ilk seferde hamile kalma olasılığınız %30. Yaş 40 ve üzerine çıktığında hamile kalma oranı ise %10’a kadar geriliyor. 45 yaş üzerinde ise olasılık 0 düzeyine kadar iniyor. Burada önemli olan yumurtalıklarda kalan yumurta foliküllerinin üzerine gidebilecek tedaviyi uygulamaktır. Hiçbir hazırlık yapmadan tüp bebek tedavisinin oranı %30 iken, gebelik öncesi hazırlık tedavileri ile bu oranı vermeye gerek kalmadan, doğal yolla hamilelik şansınız bile yükseliyor.

Okumaya Devam Et

En Çok Okunanlar