Connect with us

Politika

İyi Parti: Süleyman Soylu ‘bundan daha kötüsü olamaz’ dedirtti

“İktidarda kalmak matematik işi değildir, iktidarda kalmak gönül işidir, ahlak işidir”

Published

on

Reklamlar

İyi Parti Sözcüsü Yavuz Ağıralioğlu, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu‘nun Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Zühtü Arslan‘a yönelik sözleri için “Soylu Bey’in bu ifadesi, bundan daha kötüsü olmaz diyebileceğimiz bir ifadedir” dedi. Hükümetin seçim yasasını değiştirme hazırlıklarını, ‘demokratikleşmeden çok iktidarda kalma avantajını yönetme teşebbüsü’ olarak tanımlayan Ağıralioğlu “İktidarda kalmak matematik işi değildir, iktidarda kalmak gönül işidir, ahlak işidir” diye konuştu.

Ağıralioğlu, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Hükümetin seçim yasasında değişiklik yapma hazırlıklarını ‘maç devam ederken kural değiştirmek’ olarak değerlendiren Yavuz Ağıralioğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Detaylarını bilmiyoruz ama genel olarak hükümetin bu tür düzenlemelerde demokratikleştirmeden ziyade kendi avantajını koruma hassasiyeti var. 18 sene sonra Siyasi Partiler Kanunu’na dokunmaya karar vermişse, bu demokratikleşmeden daha çok iktidarda kalma avantajını yönetme teşebbüsüdür. Hükümetin bu konularda klasiği şöyle; maçın içinde kural değiştirmek, iktidarda kalma avantajını kendi gücüyle planlamak. Hükümetin bu tür meseleleri konuşurken iktidarda kalma avantajını yönettiğini düşünüyoruz. İktidarda kalmak matematik işi değildir, iktidarda kalmak gönül işidir, ahlak işidir, savunduğunuz ve millete mal ettiğiniz ilkeleri, sözleri tutma işidir.”

“Bisiklet savaşları başladı”

Ağıralioğlu, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun, AYM Başkanı Zühtü Aslan’a yönelik “Madem özgür bir ülkeyiz, işe bisikletle git gel bakalım” diyerek yaptığı eleştiriye tepki gösterdi. Yavuz Ağıralioğlu şunları söyledi:

“Türk devleti böyle bir üslupla yönetilemez. Sokak çetelerinin kullandığı bir dil, böyle ifadelerle yönetilen devletin Türk devleti olması bizi mahcup etmiştir. Cumhurbaşkanı hatırı sayılır korumalarla geziyor. İktidara geldiklerinde ‘memleketin her bir tarafına insanların huzurla gidebildikleri bir ülke’ vadetmişlerdi. 20 yıl sonra bulduğumuza bakın. Geldiğimiz durumda devletin bakanı Anayasa Mahkemesi Başkanı’na ‘hadi bisikletle gez, ben de gezerim’ diyor. Bisiklet savaşları başladı. Bisikletle gezilebilir bir ülke vadediyoruz İyi Parti olarak. Makam arabalarından kurtulmuş bir ülke vadediyoruz. Camilerde koruma ordusuyla namaz kılan protokolden kurtulmuş bir ülke vadediyoruz. Devletin bakanlarının bile Cumhurbaşkanıyla görüşürken geniş bir koruma protokolüyle (korunmasından) kurtulmuş bir ülke vadediyoruz. Soylu duysun, milletimizde duysun İyi Parti’nin en mühim taahhütlerinden bir tanesi makam arabalarının elden çıktığı, koruma ordusundan hem trafiğin, hem gözümüzün kurtulduğu bir ülke vadediyoruz. Süleyman Soylu beyin bu en son ifadesi, bundan daha kötüsü olmaz diyebileceğimiz bir ifadedir.”

“Milletten gerçekleri saklama utancı kalır”

Hükümeti, pandemiyle ilgili tüm istatistikleri açıklamaya da davet eden Ağıralioğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, “Açıklanan rakamları yalanlayanlar ne biliyorlarsa açıklamalılar” sözlerini de eleştirdi:

“İnşallah bir gün bu istatistikler açıklandığı zaman, hükümetin hissesine kendi milletinden gerçekleri saklamak gibi bir utanç kalmaz. Biz belediyelerin defin kağıtlarından, hastanelerdeki yığılmalardan, çıkan cenazelerden, ambulanslarla Anadolu’ya gönderilenlerden takip ediyoruz. Bu rakamlarla bize sürekli açıklanan rakamlar birbirini tutmuyor. Şimdi bütün memleket kıpkırmızı ama ne hikmetse rakamlar aynı, vefat rakamları da, hasta rakamları da aynı. İnşallah hükümetin üzerine rakamları gizlemek gibi bir mahcubiyet düşmez. Dünyanın her yerinde bu rakamlar artabilir, bizim ihtiyacımız olan şey doğru bilgiler, istatistik bu mücadeleyi nasıl yapacağımızla ilgili bir program yapabilme.”

“Devleti bu hassasiyete uygun bir ciddiyeti taşımaya davet ediyoruz”

“Pandeminin başında 21 gün tam karantina uygulanmış olsaydı, onun sonuçlarına göre ters karantina uygulayarak virüsle mücadelenin daha etkili yapılırdı” diyen Ağıralioğlu, sözlerine şöyle devam etti:

“Pandemi ile ilgili istatistiklerin yanlış olduğuna dair bir hissiyat, devlete olan güvensizlik var. Sağlık Bakanlığı ilgili bütün kurumları bir araya getirerek, bu virüsün, bulaş sürecinin bütün detaylarını, kime nasıl bulaşmışsa, kim hangi gerekçe ile vefat etmişse, vücuttaki tahribatın detaylarının virüsle mücadelede bize yeni bir yol haritası oluşturacak şekilde verilmesi lazım. Karantinada, yönetme organizasyonu kurulamazsa, birkaç ay sonra karşı karşıya olduğumuz yük bugünkünden çok daha fazla olacaktır. Devleti bu hassasiyete uygun bir ciddiyeti taşımaya davet ediyoruz.”

“Dar gelirliyi unutup zenginleri kurtarıyorlar”

Ekonominin pandemiden önce bozulduğunu belirten Ağıralioğlu, 2019 verilerinde hatırı sayılır bir küçülme yaşandığını, pandeminin ise bunun tuzu biberi olduğunu kaydetti:

“Bütün istatistikler, memleketin bütün verileri, 2002 verilerine dönmüş durumda. Memleketi teslim aldıkları süreçlerden daha kötü süreçlere taşımışlarsa, bunu ‘dış güçler’ gibi takdimle kurtarmalarını doğru bulmuyoruz. Geniş tanımlı işsizlik yüzde 6’lara vardı. İşsizler ordusuyla karşı karşıyayız. 8 milyon 800 kişi hükümetten iş bekliyor. Memlekette işsizlik var, esnafımızın dertleri var, dar gelirli gruplarımız var ama hükümet ‘batmalarına seyirci kalamayız’ diye havaalanı inşaatında vermiş oldukları müteahhitlerin devlete ödeme taahhüdünde olduğu kiraları ötelemeyi konuşuyor. ‘Batmalarına müsaade edemeyiz’ cümlelerinin içerisinde, dar gelirliyi unutup zenginleri kurtarma ifadeleriyle devlet yönetmeye kalkıyorlar. Biz hükümetin, milletini de bu 5 müteahhit gibi saymalarını istiyoruz. Geçen dönem kredi verirken, şimdi ilk taksidini ödemeyle karşı karşıya kalanların ödemelerini neden ertelemiyorsunuz. Pandemi dolayısıyla arkasına sığındıkları hiçbir mazeret ekonominin kötü yönetildiği gerçeğini gizleyemez.”

“Yunanistan’a karşı fiili durum oluşturulsun”

Doğu Akdeniz’de Türkiye ve Yunanistan arasındaki gerilimin sorulması üzerine de Ağıralioğlu, şunları söyledi:

“Yunanistan fiili durum oluşturuyorsa Türkiye Cumhuriyeti Devleti de fiili durum oluşturacak. Adaları silahsızlandırma taahhüdüyle kendilerine devredilmiş adaları silahlandırarak hukuku çiğniyorlarsa. Türkiye’nin de bu fiili duruma mukavele etme hakkı vardır. Hükümetin maharetle yönetmesi gereken bu diplomasi alanını kötü yönettiğini düşünüyoruz.”

Politika

Erdoğan’ın sözleri üzerine İsrail’in BM Daimi Temsilcisi salonu terk etti

İsrail’in daimi BM temsilcisi Gilad Erdan, dün BM Genel Kurul Toplantısı’nda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamaları sırasında toplantı salonunu terk etti. Erdan, “Erdoğan İsrail’e karşı antisemitist yalanlarına devam ediyor” dedi.

Published

on

By

Reklamlar

İsrail’in BM Daimi Temsilcisi Gilad Erdan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın video mesaj ile katıldığı BM 75. Genel Kurulu Görüşmeleri’nde İsrail’in Filistin’e yönelik ‘baskı, şiddet ve yıldırma politikalarından’ bahsederken, salondan ayrıldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsrail’in Filistin’e yönelik baskı ve şiddetinden bahsederken salonu terk eden Erdan, daha sonra açıklamalarda bulundu. İsrail gazetesi Haaretz’in aktardığı haberde Erdan, “Erdoğan İsrail karşıtı antisemitist yalanlarını söylemeye devam ediyor” ifadesini kullandı.

İSRAİL ŞİDDETİNİ VURGULUYORDU

Erdoğan, İsrail’e yönelik eleştirisinde, “İnsanlığın kanayan yarası olan Filistin’deki işgal ve zulüm düzeni, vicdanları acıtmaya devam ediyor. Üç büyük dinin kutsallarına ev sahipliği yapan Kudüs’ün mahremiyetine uzanan kirli el, cüretini giderek artırıyor. Filistin halkı, İsrail’in tüm baskı, şiddet ve yıldırma politikalarına yarım asırdan uzun bir süredir göğüs geriyor” ifadelerini kullanmıştı.

“Asrın Anlaşması adı altında Filistin tarafına dayatılmaya çalışılan teslimiyet belgesi reddedilince İsrail bu kez işbirlikçilerinin yardımıyla kaleyi içeriden fethetme girişimlerine hız vermiştir” diyen Erdoğan, “Türkiye olarak Filistin halkının rıza göstermediği hiçbir plana destek vermeyeceğiz. Kimi bölge ülkelerinin bu oyuna ortak olması, İsrail’in temel uluslararası parametreleri aşındırma çabalarına hizmet etmenin ötesinde anlam taşımıyor” şeklinde konuşmuştu.

Okumaya Devam Et

Politika

Ahmet Davutoğlu: 300 yıllık devlet kurumlarının içi boşaltıldı

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, seçim sandığı önlerine geldiğinde kendi cumhurbaşkanı adaylarını çıkaracaklarını söyledi.

Published

on

By

Reklamlar

Hedeflerinin tek başına seçime girmek ve iktidarın en güçlü adayı olmak olduğunu belirten Davutoğlu, “Bizim görevimiz milletin sesi olmak. Milletin psikolojik olarak kısılmış sesiyiz” dedi.

Davutoğlu, seçim sandığı önlerine konulduğunda da Gelecek Partisi’nin kendi cumhurbaşkanı adayını çıkaracağını ifade etti.

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) Seçim Yasası değişikliği hazırlığı ile ilgili de Davutoğlu, “Ne zaman iktidardaki parti veya partiler Seçim Yasası’nı değiştirmeyi gündeme getirmişlerse, ne zaman seçimle ilgili bir tarih spekülasyonu sürekli olmaya başlamışsa bilin ki aslında o iktidarın son demleridir” dedi.

‘Sisteme açık ve net yeni bir alternatif koymaya ihtiyaç var’

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, gazetecilerle parti genel merkezinde bir araya geldi, gündeme ilişkin gazetecilerin soruları yanıtladı.

Konuşmasında partisinin kuruluş süreci ve amacını anlatan Davutoğlu, “dışlayıcı popülizme karşı kapsayıcı demokrasi” önerilerini içeren son kitabı “Sistemik Deprem ve Yeni Dünya Düzeni”nde, dünyadaki “sistemik deprem” saptamasına yer verdiğini anımsattı.

Kendisinin bu gidişata karşı “kapsayıcı demokrasi” önerisini çözüm olarak gördüğünü ifade eden Davutoğlu, Türkiye’de de bir “iç sistemik deprem” yaşandığını vurgularken, nedenini şöyle açıkladı:

“Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile Bab-ı Ali’nin kuruluşundan bu yana geçen 300 yıllık dönemde kurulan tüm devlet kurumlarının içi boşaltıldı. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi, o haliyle doğru uygulansaydı bir şekilde başarılı olabilirdi ama o kadar kötü şekilde uygulandı ki. (…) Psikolojik olarak yeni sese ihtiyaç var. İnsan hakları bakımından, yasaklara karşı net bir tavra ihtiyaç var. Siyasal sistem bağlamında cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine açık ve net yeni bir alternatif koymaya ihtiyaç var. Ekonomik olarak olağanüstü bir fakirleşme var. Biz vatandaşın sesi olacağız.”

Türkiye’deki otokrasinin yaşamasının mümkün olmadığını da vurgulayan Davutoğlu, “Türkiye’de otokrasi yaşamaz. 15 Temmuz’da darbe nasıl yerle bir edildiyse, Türkiye’de uzun dönemli otoriter yönetimlerin yaşama şansı yoktur” görüşünü dile getirdi.

‘Milletin kısılmış sesiyiz’

Davutoğlu, kendisine “AK Parti’yi içeriden bölmek için parti kurdu” suçlamaları yöneltildiğini belirterek: başbakanlığı yüzde 49,5 oyla bıraktığını, daha sonra yüzde 14-15’lik oy kaybı yaşandığını vurguladı.

Partisinin kongrelerine katılmak için Anadolu’yu dolaştığına dikkat çeken Davutoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Giresun’daki sel felaketi sonrasında kentte yaptığı mitinge göndermede bulunarak, “Biz Giresun’da olduğu gibi millete çay dağıtmak için miting yapmıyoruz. Kongre yapıyoruz, sokaklarda yürüyorum, tek tek insanların dertlerini dinliyorum” diye konuştu.

Artık AKP defterini kapattıklarını belirten Davutoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:

“Büyük kongremizi de Ekim sonu, Kasım başı gibi yapacağız. Bunu yaparken çok büyük baskılarla karşı karşıya kaldık. Yok sayıldık. İl Başkanı olacaklara baskılar yapıldı. Ama bugün Türkiye’de bir Gelecek Partisi realitesi var. Geçen sene bu yoktu. Bizim görevimiz milletin sesi olmak. Milletin psikolojik olarak kısılmış sesiyiz.”

‘Çok eleştirilen CHP İnce’yi ihraç etmedi, biz AK Parti tarihinden silindik’

AKP’de görüşlerini dile getirdikleri için disipline sevkedilince ayrılmak durumunda kaldığını anlatan Davutoğlu, CHP içinde partinin son cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’nin ayrı bir parti kurmak için yola çıkmasına karşın ihraç edilmediğini, eski Başbakan Bülent Ecevit’in yeni bir parti kurmasına karşın resimlerinin partiden kaldırılmadığını anımsattı.

Bu görüşlerini geçtiğimiz hafta kendisini ziyaret eden CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na da anlattığını belirten Davutoğlu, “Bizimse adımız AK Parti tarihinden silindi biliyorsunuz” dedi.

‘Düzelme umudu olsaydı, yeni parti kurmazdık’

Başbakanlıktan ayrılırken “Cumhurbaşkanı ile hukukumu koruyacağım ama doğruları söylemeye devam edeceğim” dediğini anımsatan Davutoğlu, Erdoğan’ın “trol çeteleri”ne karşı kendisini korumadığı gibi, üniversitelerdeki konferanslarının iptal edildiğini, onunla da yetinmeyip, eşinin konferanslarının iptal edildiğini, ancak buna karşın 3 yıl sabırla bu hukuku korumak için beklediğini vurguladı.

Başbakanlık Sistemi’nin son kararnamesinin danışmanlarıyla ilgili olduğunu kaydeden Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Benimle çalışan tüm danışmanların lise seviyesinde memuriyete indirgenmesidir, aralarında profesörler de var. Şahsileştirmek için söylemiyorum, ama bu hukuku ben korudum ve korumaya çalıştım. Hep Cumhurbaşkanı’na saygıyla hitap eden mektuplar, raporlar gönderdim; ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi yanlıştır’ dedim. Şu, şu sebeple Türkiye’nin demokrasisi zayıflayacak dedim, ittifaklar sistemi yanlış olur yapmayın, dedim. Karşınızda yeni ittifaklar doğacak ve bu Türkiye’yi kutuplaştıracak dedim, hepsi kayıtlıdır. (…) AK Parti’nin düzeleceğine dair en ufak bir umut olsaydı, yeni bir siyasi parti kurmak yerine, içeride düzeltmek için çaba sarfederdik. Ama bütün ümitler yok edildi, o zaman kusura bakmasınlar ama bizim nihai sadakatimiz milletedir.”

‘İttifak AK Parti’nin doğasını bozdu’

Ahmet Davutoğlu, Kılıçdaroğlu ile görüşmesi anımsatılarak, “seçim ittifakları içinde yer alıp almayacakları” ve seçimlerde kendi cumurbaşkanı adaylarının olup olmayacağı yönündeki sorulara da yanıt verdi.

İttifakların, koalisyonlardan daha tehlikeli olduğunu, sözkonusu düzenlemenin yapıldığı Mart 2018’de Erdoğan’a da ilettiğini kaydeden Davutoğlu, şu görüşleri dile getirdi:

“Türkiye’de bugün Cumhur İttifakı’nın bir protokolü var mı, yok. Sayın Bahçeli seçime gitmek için çağrıda bulunur, ondan bir hafta önce ‘Zinhar seçim yok’ diyen sayın Erdoğan seçime gitmek zorunda kalır. Cumhur İttifakıyapısı bugün AK Parti’nin doğasını bozmuştur. Sadece MHP ile ilgili de değildir, partileri kendi doğalarından uzaklaştırır, MHP’nin de doğası bozulur. Alın Erdoğan ile Bahçeli 17/25 sebebiyle karşılıklı yaptıkları hakaretleri bir anda şimdi çekti. Çünkü ikisinin de şahsen ayakta kalabilmeleri birbirine bağlı.”

‘Gelecek Partisi kendi cumhurbaşkanı adayını çıkaracaktır’

Siyaset yapma anlayışının artık değiştiğini ve bundan sonraki mücadelenin “sağ-sol” siyaseti arasında değil, “dışlayıcı siyaset yapıp kutuplaştıranlarla, kapsayıcı siyaset yapıp, içselleştiren siyaset” arasında olacağını kaydeden Davutoğlu, Gelecek Partisi olarak kendileri gibi yolsuzluğa karşı çıkan, temiz, özgürlükçü siyaseti savunanlarla işbirliği yapacaklarını ifade etti.

Bunun adına “ittifak” demediklerini vurgulayan Davutoğlu, “Bir gün seçim sandığı ortaya çıkarsa, o zaman da bizim birinci hedefimiz, tek başımıza seçime girmek ve tek başına iktidar olmaktır. Hiçbir yere eklenmeyiz, birilerini de cumhurbaşkanı ya da iktidar yapmak için de çaba sarfı içine girmeyiz” dedi.

Davutoğlu, “cumhurbaşkanı adayı olup olmayacağı”na ilişkin bir soru üzerine de Gelecek Partisi kadrolarının her makama talip olacak donanımda olduğunu belirterek, “Net olarak söyleyeyim, Gelecek Partisi’nin cumhurbaşkanı adayı olacak. Doğal olarak benim de olmam mümkün ama partimiz o günkü şartlarda istişare ederek belirleyecektir” görüşünü dile getirdi.

‘Merkel Üniversitesi var mı?’

İktidar hedeflerini anlatırken ilk yapacakları işin “Siyasi Etik Yasası” çıkarmak olduğunu belirten Davutoğlu, yaşayan siyasetçilerin kamu parası ile okul, üniversite veya yol yaptırıp isimlerini vermelerine de şu sözlerle tepki gösterdi:

“Siyasi Etik Yasası çıkmadan bu ülkede siyaset temizlenemez. Kamu parası ile yapılan bir binaya, okula üniversiteye yaşayan bir siyasinin adını vermek prestij yolsuzluğudur. Dünyanın hiçbir yerinde de yazdırmaz. Siz Chirac Üniversitesi duydunuz mu, Merkel Üniversitesi duydunuz mu?

“Bunu koyacağız etik yasasına. Ne oluyor, Adana’da 135 milyona yapılacak köprü 850 milyon liraya çıkıyor. Köprünün adı Devlet Bahçeli Köprüsü. Bahçeli diyor ki, Erdoğan Köprüsü yapalım. Çünkü Cumhurbaşkanlığı’ndan ek kaynak çıkıyor. Nereden geliyor bu kaynak? Erdoğan köprüsü mü, Bahçeli Köprüsü mü? Hepsi yanlış.”

‘Hangi seçim sistemi olursa olsun siyasi değişim zaruridir’

Ahmet Davutoğlu, iktidar partisi AKP’nin seçim sistemi değişikliği hazırlığına ilişkin bir soru üzerine de, “Ne zaman iktidardaki parti veya partiler Seçim Yasası’nı değiştirmeyi gündeme getirmişlerse, ne zaman seçimle ilgili bir tarih spekülasyonu sürekli olmaya başlamışsa bilin ki aslında o iktidarın son demleridir” dedi.

İktidarların oyunun kuralları içinde seçim başarısı kazanamayacaklarından emin olduklarında “kurallarla oynamaya başlayacağını” belirten Davutoğlu, “Şimdi de, dar bölge, daraltılmış bölge hangisi olursa olsun: Türkiye’de artık bir siyasi değişim zaruridir ve hiçbir seçim sistemi değişikliği bu zarureti ortadan kaldırmaz. Bizim görevimiz seçim sisteminin tartışması içinde yer almak değil, hangi seçim sistemi uygulanacaksa, o seçim sisteminin gerektirdiği siyasi değişimin aktörü olarak iddialı şekilde yürütmektir” dedi.

Davutoğlu, Ali Babacan ile ayrı parti kurmasının nedenleriyle ilgili bir soru üzerine de böyle olmaması için elinden geleni yaptığını ancak sonuç alamadığını ifade etti. Babacan, “Ama bazı şeyleri tek taraflı istemenin ötesinde gelişmeler olabiliyor. O zaman da niye olmadı, diye ağıt yakacak halimiz yok. Bizden sonra da sadece DEVA Partisi değil, başka partiler de kurulabilir, Biz kendi çalışmalarımızı yürütüyoruz” dedi.

‘Dış politika üslubu gözden geçirilmeli’

Davutoğlu, Türkiye’nin Doğu Akdeniz politikası, Mısır, Suriye ve İsrail’le ilişkilerini normalleştirmesi konusundaki bir soruya ise, Mısır’la “görüş ayrılıklarını paranteze alıp, Doğu Akdeniz anlaşmasının konuşulması” gerektiğini söyledi. Türkiye’nin Akdeniz’deki tezlerinde haklı olduğunu ancak, üslubunu gözden geçirmesi gerektiğini vurgulayan Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bugün Türkiye’nin bütün dış politika perspektifini, üslubunu gözden geçirmek gerekir. Doğu Akdeniz’de sert güç ile ince güç arasında uyumlu bir politika oluşturulamamasının sonuçlarını yaşıyoruz. Önce donanmayı çıkardılar. Sert güç kullanımına dayalı bir strateji benimsediler. Şimdi de Oruç Reis’i geri çektiler. Son derece edilgen bir politika izliyor. Diplomasi hasımlarla, rakiplerle yapılan bir sanattır. Bugün o sanat yok Türkiye’de” diye konuştu.

‘Zarrab dosyası şantaj unsuru’

Ahmet Davutoğlu, FinCEN belgelerinde de adı rüşvet iddialarında geçen Rıza Zarrab’ın da Türkiye’ye karşı “şantaj unsuru” olarak kullanıldığını savundu.

Zarrab’ın ABD’de değil, Türkiye’de yargılanması gerektiğini baştan itibaren söylediğini kaydeden Davutoğlu,”Böyle bir dosyanın Türkiye’ye karşı şantaj dosyası olarak kullanılmasına izin verilmemeliydi. Özgüveni olan bir devlet, Halkbank Genel Müdür Yardımcısı bankacılık işleri için gittiği ABD’de tutuklandığında, “derhal bırakılsın” derdi. Reza Zarrab Türkiye’de yargılansaydı, Türkiye Amerikan mahkemelerinin ve bir takım ülkelerin esiri haline gelmezdi” dedi.

Okumaya Devam Et

Gündem

Kılıçdaroğlu “kapatılması istenilen” TTB’yi ziyaret etti

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi’ni ziyaret etti.

Published

on

Kılıçdaroğlu "kapatılması istenilen" TTB'yi ziyaret etti
Reklamlar

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “kapatılsın” dedikten sonra hedefe konulan TTB’ye Kılıçdaroğlu’ndan destek geldi. TTB Merkez Konseyi’ni ziyarete giden Kılıçdaroğlu’na, TTB’ye gelişinde pandemi ile mücadele eden sağlık çalışanlarının anmasında simgeleşen siyah kurdele takıldı.

Ziyaret sonrası basın toplantısı yapan Kılıçdaroğlu, MHP lideri Bahçeli’nin “TTB kapatılmalı” sözlerine tepki gösteren Kılıçdaroğlu “Hayatımda duyduğum en saçma söz” diye konuştu.

“TTB suç işlemiyor, uyarıyor”

CHP lideri Kılıçdaroğlu, “Pandemi sürecinde toplumun her kesimi ciddi bir endişe içinde. Bu endişeyi giderecek olan aktörler siyasetçiler, polisler değil sağlık çalışanlarıdır, olay bir sağlık sorunudur. Bütün sağlık çalışanlarına şükran borçluyuz. Her bir sağlık çalışanları evine gitmiyor, sağlık çalışanlarının risk oranı yüzde 85. Ne olduysa birden sağlık çalışanları suçlu oldu? Çünkü sağlık çalışanları doğruları söylüyorlar. Bütün sağlık çalışanları ‘yoğun bakımlarda, hastanelerde yer kalmadı’ önlem alın dediler. Bunu kim diyecek? 97 sağlık çalışanı hayatını kaybetti, 41’i hekim. Bunlar iktidarı uyarmayacak da kimler uyaracak? Olay bir sağlık sorunu olduğuna göre bu uyarıyı yapması gerekenler sağlık çalışanları. TTB suç işlemiyor, yöneticileri uyarıyor. Halkın sağlığını tehlikeye atan yöneticileri uyarıyorlar.” ifadelerini kullandı.

“Halka yalan söyleniyor”

İktidarın başından beri strateji belirleyemediğini söyleyen Kılıçdaroğlu, “Salgının önlenmesi gerekiyordu, yaptılar başta, sokağa çıkma yasağı, okulların kapatılması gibi. Ama bu kararların doğuracğaı bir şey vardı, işsizlik ve arkasından yoksulluk. Hükümetin buna da çözüm üretmesi gerekiyordu. Sayın Cumhurbaşkanı bilim kurulunun öncüsü değil, nasıl oluyor da talimatları yerine getiriyor. Doğru bilgiler verilmiyor. Vatandaşın yüzde 59’u bilgilerin doğru olmadığını düşünüyor. Halka doğru bilgilerin verilmesi gerekiyor. Sağlık çalışanları özverili çalışıyor, günün 24 saati çalışıyor. Hangi politikacı 24 saat çalışıyor? Öyle bir noktaya geldik ki, hastayı kurtarmak için çaba harcayan, evine gidemeyen, dinlenme gününü belediyelerin sağladğı otel gibi yerlerde geçiriyor. Sonra bi hekimlere geldik dedik ki bu hekimler suçlu, TTB’nin kapatılması lazım. Niçin? Gerçekleri söyledikleri için. Baştan itibaren olayın ciddiyetinin, varolan devleti yöneten kesim bu olayın ciddiyetini kavrayamadı.” şeklinde konuştu.

“Hayatımda duyduğum en saçma şey”

Uçak biletlerinin KDV’yi 18’den yüzde 1’e indirmekle pandeminin ne ilgili var diyen Kılıçdaroğlu, “3 gün sonra da uçakla gitmek yasak… Hangi önlemlerin alınmsı gerekitğni uzmanlara sorar insan. Bütün sağlık çalışanlarına, bu ülkenin sade bir vatandaşı olarak teşekkür ediyorum. Sizlere minnet borçluyuz. Covid-19’la mücadele edenler terörist oluyor, hayatımda duyduğum en saçma şey. Gerçekler dillendirilmeli ki siyaset kurumları ona göre önlem alsınlar. Siyaset kurumuna içinde yaşadıkları bütün tabloyu net bir şekilde sunuyorlar. Madem ki tek adam yönetimi var, TTB’yi, Eczacılar Birliği’ni falan çağırıp sorması gerekiyordu. Oradan oturup ahkam kesmek kolay, asıl suçlu dinlemeyenlerdir. Siyaset kurumunun oturup dinlemesi lazım, suçlaması değil. Sağlıkta şiddet yeni bir olay değil. Tüm vatandaşlarımıza sesleniyorum, sağlık çalışanlarına şiddet asla kabul edeceğimiz bir şey değildir.”

“Fahrettin Koca da yalan söylüyor”

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’yı ‘yalan söylüyor’ diyerek eleştiren CHP lideri Kılıçdaroğlu, “Bir devlet yalan söyler mi? Devletler yalan söylemezler. Devletin verileri doğru açıklaması gerekirdi. Verileri bir siyasetçi değil, kurumun açıklaması gerekirdi. Sağlık Bakanı başlarda güven verdi ama sonra Sayın ‘Cumhurbaşkanımızın talimatıyla’ diye başlayınca güveni yitirdi. Konuşacaksa bilim kurulundan yetkililer konuşacak. Doğru veriler verilmiyor. Vatandaşın yüzde 59’u bilgilerin doğru olmadığını söyleyecektir. Vatandaş tabloyu görüyor.” açıklamalarında bulundu.

Okumaya Devam Et

En Çok Okunanlar