Connect with us

Yaşam

Dalga geçilen Ali İhsan Yavaşça’nın hikayesi: 30 yıl kilim dokuyarak 6 çocuk büyüttü

Ankara’da kendisini videoya kaydederek dalga geçmeye çalışan bir genç nedeniyle gündeme oturan Ali İhsan Yavaşça’nın hikayesi ortaya çıktı. Yavaşça, 30 yıl boyunca 10 metrekarelik bir odada kilim dokuyarak 6 çocuğunu büyüttü

Published

on

Dalga geçilen Ali İhsan Yavaşça’nın hikayesi: 30 yıl kilim dokuyarak 6 çocuk büyüttü
Reklamlar

Ankara’da bir gencin kendisini polis diye tanıtarak dalga geçmeye çalıştığı Ali İhsan Yavaşça’nın kızı Handan Çağlayan, babasının durumunu anlattı.

İhsan Amcanın kızı Handan Çağlayan’a Gazete Rüzgârlı ulaştı.

Çağlayan, “Babam annemi kaybedince çöktü. Son olayda çok üzüldü, çok korktu. Üzülmesi bir yana orada ‘bir soruşturma, seni tutuklamıyoruz’ gibi konuşmalardan çok korkmuş” dedi.

Keçiören Kaymakamı’nın emriyle yetkililerin gelerek, babasını hastaneye götürdüklerini söyleyen Çağlayan, “Hastanede çok güzel ilgilendiler. Tahlilleri falan yapıldı. Bir sorun çıkmadı. Ama babam çok korkmuş olaydan. Hatta hastaneyken korkusundan ‘kızım ne olur beni eve götür’ bile dedi. Keşke olmasaydı, umarım babamın özelinde bu bir ders olur” diye konuştu.

Ankara’da yaşayan 80 yaşındaki İhsan Yavaşça sağlık sorunları nedeniyle sokağa çıkmak zorunda kalmış, sokakta yürüdüğü sırada yanına gelen Mustafa Tarık Er isimli şahıs, kendisini polis gibi tanıtarak, “Amcacım yaş kaç dışarıda geziyorsunuz. Normalde ceza kesmemiz gerekiyor bu sefer sizi affedelim” demişti. Yavaşça ise “Hastaneye geldim, otobüs almadı beni. Polise söyledim” yanıtını vermişti. Yavaşça ile dalga genç Er, bu anları kayıt altına alarak sosyal medyada paylaştı. Görüntüler sosyal medyada büyük yankı uyandırmıştı.

Dalga geçilen Ali İhsan Yavaşça’nın hikayesi: 30 yıl kilim dokuyarak 6 çocuk büyüttü

ŞİKAYETÇİ OLMADI

Ankara’da sosyal medyaya yansıyan videosuyla gündeme gelen Ali İhsan Yavaşça (79) görüntüyü çeken ve konuttan çıkmama cezası verilen M.T.E. ile ilgili “Aksi bir şey demedi. Verilen cezayı da öyle öngörmüşler. Kanuna göre ceza vermişler. Ama şikayetçi değilim” dedi. Yavaşça, “Türkiye evde kalsın, herkes evde kalsın, evinden dışarıya çıkmasın” mesajı verdi.

DHA’ya konuşan Ali İhsan Yavaşça “O gün hastanede beni muayene ettiler. Otobüse binip eve gelecektim; ama 65 yaş üstü kartım iptal olmuş, o yüzden geri indim. Ben de bir çorba içmek istedim; ama çorbacı da kapalıydı. Yaya olarak dolmuşa gitmek üzere yürüyordum. Bu sırada iki genç ellerinde cep telefonuyla ‘Sen nereye gidiyorsun amca’ dediler bana. Ben de durumumu anlattım. ‘Çabuk buradan git seni götürür ceza yazarız’ dedi. Ben de ‘peki’ dedim. Çocuklarda resmi kıyafet falan da yoktu. Korkmadım da. Sonra dolmuşa bindim eve geldim” diye konuştu.

Herkesin merak ettiği İhsan Amca’nın hikayesi

80 yaşındaki İhsan Yavaşça, hayat hikayesini 4 yıl önce Ankara Ulus’taki dokumacı dükkanını ziyaret eden Milliyet gazetesi muhabirine anlattı. 8 Temmuz 2016 tarihinde yayımlanan söyleşide Yavaşça’nın hayatından kesitler şöyle anlatılıyor:

“1960 yılında askerliğini yapmak için geldiği Ankara’dan bir daha memleketi Gaziantep’e dönmeyen Yavaşça, başkentte evlendi. Yavaşça, “O tarihten beri artık yuvam Ankara oldu” dedi. Dokumacılık işinden önce bir süre lokantacılık ile geçimini sağlayan Yavaşça, ilk olarak 1987’de abisinin memleketten gönderdiği dokuma kilimleri satarak dokumacılık mesleğine giden adımı attı.

Hacı Bayram’da kilimler satan Ali İhsan Amca, geçimini bir süre bu şekilde devam ettirdi. Borca girerek kilimler aldığını söyleyen Yavaşça, başına gelen hırsızlık olayı sonrasında batmanın eşiğine geldiğini anlattı. Hırsızlık olayı sonrası borçlarını ödeyecek gücü olmadığı için satıcılıktan baba mesleği olan dokumacılığa geçen Yavaşça, al-sat yerine memleketinden getirdiği dokuma tezgâhı ile gece gündüz çalışarak borçlarını ödediğini söyledi.

Ali İhsan Amca, 10 metre kare iki göz odada bulunan bodrum katını hem atölye, hem bir ev haline dönüştürdü. Dükkânını ilk kiraladığında çöplerin atıldığı harabe bir yer olduğunu söyleyen Yacaşça, “Burayı dükkân olarak temizlettim, yerleştim” dedi.

Durumu olmadığı için çalıştığını kaydeden Yavaşça, “Durumum yok, eski zanaat unutulmaya yüz tuttu. Yardım bekliyorum” diye konuştu. Ucuz halı, kilim geldiği için de işlerinin bozulduğunu aktaran Ali İhsan Amca, 6 aydır iş yapamadığının altını çizerek insanların artık el emeği ürünleri tercih etmemesinin dokumacılığı öldürdüğünü anlattı. Yavaşça, yetkililerden mesleğine ve kendisine sahip çıkmalarını istedi.

“Gözlerim eskisi gibi görmüyor”

6 çocuk ve 11 torun sahibi olan 76 yaşındaki Yavaşça, Keçiören’de eşi Hatice Yavaşça ile yaşıyor. Eşinin sağlık sorunları olduğunu belirten Ali İhsan Yavaşça, halen çalıştığını dile getirerek “Gözüm eskisi gibi görmüyor. Eskiden işleme, süsleme ayrıntıları yapabiliyordum. Ancak şimdi gözüm o kadar iyi görmüyor” dedi. Bacaklarındaki ağrıları dolayısıyla zorluk çektiğini ve tedavi gördüğünü ifade eden Yavaşça, çocuklarının eşinin yanında olduğu zamanlarda eve gitmeyerek dükkânda yattığını söyledi.

Advertisement
Yorum Yapmak İçin Tıklayınız

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yaşam

Özdemir Erdoğan: Zeki Müren kötü örnek oldu, bir paşa çıkıp da ‘Madam demelisiniz’ demedi

Sanatçı Özdemir Erdoğan, konuk olduğu bir programda Zeki Müren hakkında “Zeki Müren özel hayatı nedeniyle kötü örnek oldu. Bir paşa çıkıp da ‘Madam demelisiniz’ demedi” açıklamasını yaptı.

Published

on

By

Özdemir Erdoğan: Zeki Müren kötü örnek oldu, bir paşa çıkıp da ‘Madam demelisiniz’ demedi
Reklamlar

Sanatçı Özdemir Erdoğan, katıldığı bir programda Zeki Müren’e dair açıklamalarda bulundu.

“Zeki Müren 1952 senesinde sahneye çıktığı vakit, smokiniyle 1. sınıf şarkı söyleyen biriydi. Sesi de pırlanta gibiydi” diyen Erdoğan, Müren’in ‘özel hayatı nedeniyle kötü örnek olduğunu’ iddia ederek şunları söyledi:

“Zeki Müren özel hayatı sebebiyle 60’ların sonunda kötü şarkı söylemeye başladı ve kötü örnek oldu. Bu adama ‘Paşa’ dediler. Bir paşa da çıkıp, ‘Buna madam deyin ama ‘paşa’ demeyin’ demedi. Böyle bir şey olur mu? Zeki Müren rol model oldu. Sonra bir sürü kötü örnekleri çıktı. Elton John hiçbir zaman böyle pespayelik yapmadı. Piyanosunun başına oturdu, adam gibi çıktı ve şarkı söyledi.”

Özdemir Erdoğan’ın Müren hakkında yıllar sonraki eleştirileri, sosyal medyada tepki çekti.

Zeki Müren Kimdir? – Zeki Müren Hayatı ve Biyografisi

Zeki Müren (6 Aralık 1931 – 24 Eylül 1996), Türk şarkıcı, besteci, söz yazarı, oyuncu ve şair.

Bursa’nın Hisar semtinde, Ortapazar Caddesi’ndeki 30 numaralı ahşap evde aya ve Hayriye Müren çiftinin tek çocuğu olarak dünyaya geldi.Ailesi Üsküp’ten Bursa’ya göç etmişti. Babası kereste tüccarıydı. Ufak tefek ve çelimsiz bir çocuktu. 11 yaşında Bursa’da sünnet oldu.

İlkokulu Bursa Osmangazi İlkokulunda (sonradan Tophane İlkokulu ve Alkıncı İlkokulu) okudu. Henüz ilkokuldayken yeteneği öğretmenleri tarafından keşfedildi ve müzikli okul müsamerelerinde baş rolleri oynamaya başladı. Hayatındaki ilk rolü, bu müsamerelerden birindeki çoban rolüdür.

Ortaokulu yine Bursa’da, Tahtakale’deki 2. Ortaokulda tamamladı. Ortaokulu bitirdikten sonra babasına İstanbul’a gitme arzusunda olduğunu açıkladı ve onun da onayıyla İstanbul Boğaziçi Lisesine yazıldı. Bu okulu birincilikle bitirdi. Olgunluk imtihanlarını pekiyi dereceyle verip İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisine (şimdiki Mimar Sinan Üniversitesi) girdi.üksek Süsleme Bölümü Sabih Gözen atölyesinden mezun oldu. Desen çalışmalarını öğrencilik yıllarından başlayarak pek çok kez sergiledi.

Zeki Müren, Bursa’da tamburi İzzet Gerçeker’den aldığı solfej ve usul dersleriyle musiki bilgileri öğrenmeye başladı. 1949’da, Boğaziçi Lisesi’nde okurken sinema yönetmeni ve yazar Arşavir Alyanak’ın babası Agopos Efendi ile birbaşka hocası Udi Krikor’dan aldığı derslerle de musiki eğitimini sürdürdü. Daha sonra fasıl musikisini iyi bilen ve geniş bir repertuvarı olan Şerif İçli’den çeşitli eserler meşk etti; Refik Fersan’dan, Sadi Işılay’dan, Kadri Şençalar’dan faydalandı.

1950 yılında henüz üniversite öğrencisiyken TRT İstanbul Radyosunun açtığı ve 186 adayın katıldığı solist sınavını birincilikle kazandı. 1 Ocak 1951’de, İstanbul Radyosunda canlı olarak yayımlanan bir programda ilk radyo konserini verdi ve bu konseri çok beğenildi. Bu konserde kendisine eşlik eden saz ekibi Hakkı Derman, Serif İçli, Şükrü Tunar, Refik Fersan ve Necdet Gezen’den oluşuyordu.

Konserden sonra Hamiyet Yüceses stüdyoyu arayarak kendisini tebrik etti. O yıllarda TRT Ankara Radyosu Anadolu’da en çok dinlenen radyo idi ve İstanbul Radyosu Anadolu’dan net olarak dinlenemiyordu. Aynı hafta klarnet sanatçısı Şükrü Tunar Müren’i Yeşilköy’deki kendisine ait plak fabrikasına götürerek yine kendi eseri olan “Muhabbet Kuşu” şarkısını plağa doldurttu. Bu plak sayesinde Müren tüm Anadolu’da tanındı.

Zeki Müren, bu başarılı ilk konserden ve plak çalışmasından sonra Türkiye radyolarında düzenli olarak eserler seslendirmeye başladı. Radyo programları on beş yıl sürdü, bunların çoğu canlı yayın programlarıydı. Müren bundan sonra kendini daha çok sahne ve plak çalışmalarına verdi. İlk sahne konserini 26 Mayıs 1955 tarihinde verdi. Genellikle kendi dizayn ettiği sahne kıyafetlerini giyiyordu. Saz heyetine tek tip kıyafet giydirmek ve T podyum kullanmak gibi çeşitli yenilikler getirdi.

Maksim Gazinosu sahnelerinde aralıksız 11 yıl Behiye Aksoy ile dönüşümlü olarak sahne aldı. 1976’da Londra’daki Royal Albert Hall’da konser vererek bu mekânda sahne alan ilk Türk sanatçı oldu.

Zeki Müren 600’ü aşkın plak ve kaset doldurdu. Plağa okuduğu ilk şarkı Şükrü Tunar’ın “Bir Muhabbet Kuşu” güfteli şarkısıdır. Müren 1955’te “Manolyam” adlı şarkısıyla Türkiye’de ilk kez verilen Altın Plak Ödülü’nü kazandı. 1991 yılında Devlet Sanatçısı seçildi.

300 dolayında şarkı besteledi. On yedi yaşındayken bestelediği “Zehretme hayatı bana cânânım” mısrasıyla başlayan acemkürdi şarkı bestelediği ilk şarkıdır. “Şimdi Uzaklardasın” (suzinâk), “Manolyam” (kürdilihicazkâr), “Bir Demet Yasemen”, “Gözlerinin İçine Başka Hayal Girmesin” (nihavend) güfteli, “Elbet Bir Gün Buluşacağız” gibi şarkıları sık sık okunan, en sevilen şarkılarıdır. Zeki Müren bu şarkıları plaklara da okumuştur.

Zeki Müren hayatı boyunca hiç evlenmedi. 1950’lerin Türkiye’sinde alışılmış kalıpları zorlayan elbiseleri ve sahne davranışı ile halkın ilgisini sürekli olarak üstünde tutmayı başardı. Mesleğe başladığı ilk yıllarda daha sıradan kıyafetler ve saç stilleri taşımasına rağmen ileriki yıllarda kadınsı kıyafetler, saç modelleri ve makyajı ile sahnelerde yer aldı. Kendisi hiçbir zaman cinsel yönelimi ile ilgili bir açıklama yapmadı ve zaman zaman adı kadınlarla anıldı ancak genel kanaat eşcinsel olduğu yönünde idi.

Kurallı ve ağdalı bir Türkçe konuşmaya özen göstermesi ile bilinir. “Müziğin Paşası” olarak anılması, 1969’da Aspendos konserinden sonra ilk defa Antalya halkının kendisi için kullanmasıyla başlamıştır. Kendisi, bu şekilde anılmaktan memnun olmakla birlikte neden uygun görüldüğünü bilmediğini açıklamıştır.

Askerliğini 1957-1958 yıllarında yedek subay olarak Ankara Piyade Okulu (6 ay), İstanbul Harbiye Temsil Bürosu (6 ay) ve Çankırı’da (3 ay) yaptı. Zeki Müren’in Karagöz sanatçısı Hayali Saf Deri, Metin Özlen tarafından hazırlanan kuklası doğum yeri olan Bursa’da sahne aldı. Doğum günü olan 6 Aralık tarihi ise, Onur Akay’ın TRT Müzik ekranlarından yaptığı öneri ile, 2012 yılından bu yana Türk Sanat Müziği Günü olarak kutlanmaktadır.

Zeki Müren’in rahatsızlığı ve vefatı

Bodrum’daki Zeki Müren Sanat Müzesi’nde sergilenen giysilerinden biri.
Zeki Müren kalp rahatsızlığı ve şeker hastalığı nedeniyle hayatının özellikle son 6 yılında sahne hayatından ve medyadan uzaklaştı. Bodrum’daki evinde inzivaya çekildi. Bu dönemi “kendini dinlemek” olarak tarif eder]. 24 Eylül 1996 günü, TRT İzmir Televizyonunda kendisi için düzenlenen tören sırasında geçirdiği kalp krizi sonucu hayata gözlerini yumdu.

Cenazesi büyük bir halk kalabalığının katıldığı büyük bir törenle kaldırıldı. Mezarı, doğum yeri olan Bursa’da Emirsultan Mezarlığı’ndadır.hmetçik Vakfı, 2002 yılında Bursa’da Zeki Müren Güzel Sanatlar Anadolu Lisesi’ni yaptırdı. TEV Bursa Şube Başkanı Mehmet Çalışkan 24 Eylül 2016 tarihinde yaptığı bir açıklamada vakfın Zeki Müren Burs Fonu’ndan 20 yılda 2.631 öğrencinin yararlandığını belirtti.

Ölümünün ardından sanatçının Bodrum’da son yıllarını yaşadığı evi Kültür Bakanlığı’yla yapılan protokol ile Zeki Müren Sanat Müzesi’ne dönüştürüldü ve 8 Haziran 2000 tarihinde ziyarete açıldı.

 

Okumaya Devam Et

Yaşam

Ordu’daki 132 haneli mahallede herkesin soyadı aynı

Ordu’nun Perşembe ilçesine bağlı 132 haneli Yazlık Mahallesi’nde yaşamakta olan herkesin soyadı aynı. Aynı ad ve soyadı yüzünden insanlar lakap kullanmak zorunda kalıyor, kimi zaman ise resmi dairelerde ve gelen postalarda karışıklıklar yaşanabiliyor.

Published

on

By

Ordu’daki 132 haneli mahallede herkesin soyadı aynı
Reklamlar

Ordu’nun Perşembe ilçesine bağlı Yazlık Mahallesi’nde yaşayanların hepsinin soyadlarının ‘Sarı’ ve Ahmet, Mehmet, Ali gibi isimlerin de birden fazla olması nedeniyle herkes birbirini lakapla çağırıyor. Evraklarda ve resmi işlerde karışıklığın yaşanabildiği mahallede, kimi zaman fıkraları aratmayan olaylar da yaşanıyor.

Herhangi bir nedenden dolayı bir kişinin karakola çağrılması, aynı adı taşıyan ne kadar kişi varsa toplu şekilde karakola gitmelerine neden olabiliyor. Aynı adı taşıyan iki kadından birinin ölmesi ve iki kere ölüm beyanının gönderilmesi de mahallelinin mahkemeye gitmesine dahi neden olabiliyor. Uzaktan da olsa birbirleriyle akraba olan köy halkı, alıştığı bu durumu garipsemezken, ilk defa böyle bir olayla karşılaşanlar şaşırıyor. Mahallede, mezar taşlarında ise bütün soy isimler sarı olarak yer alıyor.

‘Jandarma 1 kişiyi çağırıyor, 10 kişi karakola gidiyor’

Mahalle Muhtarı İsmet Sarı, isim benzerliği olanların, soyadlarının da aynı olmasından dolayı karışıklıkların yaşandığını ifade ederek, “Dedelerimiz bir aileden Rize’den gelme olduğu için o yüzden herkesin soyadı aynı. Aramızda yabancı da yok, kan bağı var. Jandarmada kimi zaman karışıklık oluyor. Örneğin Ahmet Sarı aranıyor, aynı isimden 10 kişi var. İsim benzerliği olabiliyor. Daha sonra hepsi karakola gidiyor, orada anne ve baba isminden çözülebiliyor. Her insanın bir lakabı var” diye konuştu.

Okumaya Devam Et

Yaşam

Z kuşağı kimlerden oluşuyor?

Published

on

By

Z kuşağı kimlerden oluşuyor?
Reklamlar

Z kuşağı olarak da bilinen, 1990’ların ortaları ve 2010’ların başları arasındaki dönemde doğanlar, dijital teknolojiyi çok iyi kullanıyor ve sosyal meselelere meraklılar. Güçleri, ABD Başkanı Donald Trump’ın tartışmalı seçim mitingini, sosyal medya platformu TikTok’u kullanarak “trollemeleriyle” daha bir görünür oldu. Peki, bu kuşak hakkında başka neler biliyoruz?

Donald Trump’ın koronavirüs salgını sebebiyle 3 ay verdikten sonra yaptığı ilk seçim mitingi, pek planlandığı gibi gitmedi.

ABD Başkanı’nın kampanya planlarına darbe vuranların genç aktivistler olduğu iddia ediliyor.

Trump’ın kampanya ekibi, 20 Haziran’da Tulsa’da yapılan tartışmalı mitinge rekor kalabalıkların katılacağını tahmin ediyordu.

Ancak miting kalabalıklarla değil, 19 bin kişilik salonun sadece üçte birinin dolmasıyla haberlere konu oldu.

Düşük katılımın nedeninin, TikTok uygulamasını kullananlar ve Kore pop müziği ya da K-pop hayranlarının, TikTok uygulaması üzerinden yaşıtlarını, mitinge gitmeyecekleri halde bilet almaya ikna etmeleri olduğu ortaya çıktı.

Kampanya ekibi, düşük katılımdan medyayı ve dışarıdaki protestocuları sorumlu tuttu ve gençlerin internet üzerinden aldıkları biletlerin herhangi bir etkisi olmadığını iddia etti.

Dikkatler Trump’ı “trolleyen” K-Pop hayranlarına çevrilirken yaşananlar aynı zamanda, Trump ve diğer siyasetçiler için bir baş ağrısına dönüşebilecek yeni bir demografik grubun, zoomerların güç gösterisi oldu.

Zoomerlar kimdir?

Zoomer, 1990’lı yılların ortaları ve 2010’lu yılların başları arasındaki dönemde doğanları için kullanılan Z kuşağına verilen bir başka isim.

Zoomer, 1944-1964’te doğan “baby boom-bebek patlaması” kuşağı için kullanılan boomer teriminin oynanmış hali.

Neden önemliler?

Öncelikle, sayı anlamında dünya genelinde yaygınlar. Bazı sayımlara göre küresel nüfusun yüzde 32’sini oluşturan bu kuşak, şu anki en kalabalık kuşak.

1981-1996 arasında doğan milenyum kuşağı, hâlâ yaş ortalaması 30 civarında olan dünya nüfusunun en kalabalık yetişkin nüfusu.

Ancak Dünya Bankası’na göre zoomerlar da şimdiden çalışan nüfusun yüzde 41’ini oluşturuyor.

Gerçekten o kadar farklılar mı?

Zoomerlar, sosyologlara göre birkaç farklı nedenle diğer kuşaklardan ayrılıyor.

En önemlisi, “dijital dünyaya doğan” ilk kuşaklar. Yani, internet dahil, teknolojik ilerlemelerle büyük oranda değişen bir dünyaya geldiler.

Aslında zoomerlar, dünya genelinde sosyal medyayı en yoğun kullanan kuşak. Hem sayı hem de harcanan zaman anlamında bu konuda milenyum kuşağını geçiyorlar. Araştırmalar ayrıca, zoomerların yüzde 60’ının sosyal medyayı başlıca haber kaynağı olarak kullandığını gösteriyor.

Ayrıca yine bazı araştırmalara göre, zoomerler bazı ülkelerde seleflerine göre daha büyük aranda yüksek öğrenim görüyor.

Milenyum kuşağı gibi, zoomerlar da sosyal eylemlilikten çekinmiyor, hatta daha erken başlayabiliyorlar.

En meşhur zoomer aktivistlerse Nobel Ödülü alan 22 yaşındaki Malala Yousafzai ve Time dergisinin geçen yıl yılın insanı seçtiği 16 yaşındaki “iklim savaşçısı” Greta Thunberg…

Daha çeşitliler mi?

Bu bazı ülkeler için geçerli bir durum. Zoomerlar ABD tarihindeki en çok etnik çeşitlilik barındıran kuşak.

2019’da Pew Araştırma Merkezi’nin yaptığı çalışamya göre zoomerların yüzde 52’si beyaz. Beyazların genel nüfustaki oranı ise yüzde 60.

Zoomerlar ayrıca, son 20 yılda büyük göç alan ülkelerde de etnik açıdan daha çeşitli bir tablo çiziyor.

Zoomerlar diğer kuşaklara göre daha mı hoşgörülü?

Zoomerlar konusundaki en ünlü araştırmalardan biri dört yıl önce eğitim alanında çalışan hayır kurumu Varkey Vakfı tarafından yapıldı. Tüm kıtalardaki 20 ülkede yaşayan, 15-21 yaşları arasındaki 20 bin kişiyle görüşüldü.

Ankette, farklı konularda farklı tutumların takınıldığı bir tablo ortaya çıktı.

Gençler ezici bir çoğunlukla cinsiyet eşitliğine (yüzde 89), kürtaj hakkına (yüzde 63) ve eşcinsel evliliklere (yüzde 63) destek veriyor. Ancak keskin bölgesel farklılıklar var.

Sadece yüzde 31’i hükümetlerinin “göçmenlerin ülkelerinde yasal olarak çalışması ve yaşamasını kolaylaştırması gerektiğini” düşünüyor.

Zoomerların siyasete karşı tutumları ne?

Peki, teknolojiyi iyi kullanan ve sosyal meselelere ilgi duyan zoomerlar, siyasete nasıl bakıyor?

ABD’ye bakılınca, henüz hüküm vermek için erken.

18-29 yaş arasında başkanlık seçimlerine katılım, diğer yaş gruplarına göre en düşük düzeyde. Trump’ın seçildiği 2016 başkanlık seçimlerinde kayıtlı seçmenlerin sadece yüzde 50’si oy vermişti.

Ancak, 2014’teki ara seçimlerde yüzde 20 olan katılım, 2018’de yüzde 36’ya çıktı.

Uzmanlar bunun, zoomerların oy kullanacak yaşa gelmelerinden kaynaklanan bir fark olduğunu söylüyor.

Milenyum kuşağından, 30 yaşındaki Alexandria Ocasio-Cortez’in seçilmesi ve ABD Kongresi’nde hizmet veren en genç kadın olmasının ardında, genç seçmenler var.

2016’daki başkanlık seçimlerinde, genç seçmenlerin sadece yüzde 37’si Trump’a destek vermiş, yüzde 55’i Demokrat rakibi Hillary Clinton’a oy vermişti.

Ancak zoomerların yapıları itibariyle sola meyilli olduklarını söylemek de yanlış. Brezilya lideri Jair Bolsonaro’nun iki yıl önceki zaferi, 18-24 yaş arasındaki seçmenlerin yaklaşık yüzde 60’ından aldığı destekle mümkün olmuştu.

Siyaset ve Kore pop müziği pek bağdaşmayan iki şey olsa da, internetteki bu kitle uzun süredir sosyal ve siyasi angajmanlarıyla biliniyor.

Geçtiğimiz günlerde, K-pop hayranları Black Lives Matter (BLM) hareketine önemli destek vermiş, dünya genelinde para toplayıp insanları sosyal medyayla harekete geçirmişti.

Giderek büyüyen bu kitlenin siyasi görünürlüğü de daha fark edilir düzeylerde olacak ve büyük ihtimalle Trump ve diğer siyasetçilerin başını ağırtacak.

Okumaya Devam Et

En Çok Okunanlar