Connect with us

Gündem

Bahçeli’den “Kavala” açıklaması: “Bu Sorosçu’nun cezasını Türkiye’de çekmesi̇ sonra da vatandaşlıktan çıkarılması milli bir zarurettir”

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Sorarım sizlere, Anayasa Mahkemesi kapanmasın da hak ve hukukun itibarı mı kaybolsun? Anayasa Mahkemesi kapanmasın da terörle mücadeleye sünger mi çekilsin? Demirtaş, Baydemir, Kavala davalarında hak ihlali var diyen sözde hakimler, gelsinler bunu külahıma anlatsınlar” diyerek, Anayasa Mahkemesi’nin kapatılması çağrısını yineledi. Bahçeli, iş insanı Osman Kavala için de “Bu Sorosçu’nun mahkemesi karara bağlanır ve hüküm verilirse, önce cezasını Türkiye’de çekmesi, sonra da vatandaşlıktan çıkarılarak 10 büyükelçiden birisinin ülkesine gönderilmesi artık milli bir zarurettir” dedi.

Published

on

Bahçeli'den "Kavala" açıklaması: “Bu Sorosçu’nun cezasını Türkiye'de çekmesi̇ sonra da vatandaşlıktan çıkarılması milli bir zarurettir”

Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, Türk milletinin, dayatmayı, esareti reddettiğini, köleliğe “Hayır” dediğini söyledi.

Cumhuriyetin, milli bir tercih, dönemin şartları itibarıyla en doğru, müstesna ve münasip tercihin tezahür aydınlığı olduğunu dile getiren Bahçeli, “Tarih bize gösteriyor ki değişim rüzgarı esmeye başladığı andan itibaren nice çatılar uçmuş, nice kalıplar kırılmış, nice statükolar sarsılmıştır. Türk milleti tarihin akış istikametini doğru okuyarak geçmişinden kopmadan, geleceğinin yol haritasını bilfiil ve bizatihi çizmiştir.” diye konuştu.

 “Cumhuriyeti övmek, önceki devirleri yermek demek değil”

Cumhuriyetin ilanıyla tetiklenen güçlü değişimin ne milleti ne de devleti değiştirdiğini, değişenin, yalnızca siyasal rejim olduğunu ifade eden Bahçeli, şöyle devam etti:

“Asırlarca birbirlerine eklemlenerek vücuda gelen Türk devlet zinciri, halkalarına 29 Ekim 1923’te sonuncusunu eklemiş, bize göre konu bir daha açılmamak üzere kapanmıştır. Bazı maksatlı cahiller Türkiye Cumhuriyeti’nin, Osmanlı’nın reddi mirası ile kurulduğunu söylese de bu iddia tamamen uydurma, nesnel ve tarihsel gerçeklere bütünüyle terstir. Cumhuriyeti övmek demek onun öncesini, önceki devirleri yermek, gözden çıkarmak demek değildir. Nitekim Türkiye Cumhuriyeti’ni, Osmanlı İmparatorluğu’nun devlet, asker, bürokrat ve vatansever yürekleri milletimizin soylu irade seciyesine dayanarak kurmuşlardır.”

Bahçeli, 1913’de fes takıp imparatorluk coğrafyasında düşman kovalayan vatan evlatlarının, 1923’te bu kez kalpak giyerek vatan topraklarından düşmanları attığını, cumhuriyeti kuvveden fiile geçirdiğini belirtti.

“Cumhuriyet, korunup kollanması gereken bir nimet”

Tarihte kurulan her Türk devletinin, bir öncekinin munzam eseri olduğunu anlatan Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu bilinçle cuma günü cumhuriyetin kuruluşunun 98’inci yıl dönümünü gururla kutlayacağız. Cumhuriyet, kutlu bir emanettir, korunup kollanması gereken bir nimettir. Anadolu topraklarındaki varlığımızın son 98 yıllık dönemi Cumhuriyet yönetimi altında geçmiştir ve 100’üncü yıla şunun şurasında iki yıl kalmıştır. Atatürk’e göre cumhuriyet rejimi, demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir. Cumhuriyetin mümeyyiz vasfı, millet egemenliğine dayanması, demokrasiyi sistem olarak benimsemesidir. Rejim ile hükümet sistemi arasındaki farkı çarpıtmak için kara propaganda yapanlar, özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni devamlı surette hedef tahtasına koymuşlardır. ‘Rejim değişti’ diyerek yaygara koparanlar, iflah olmaz bir yalancılığa inkar edilemez bir ön yargı hastalığına yakalanan gafillerdir. Halbuki gerçekte yegane değişen yönetim sistemidir. Bu da cumhurun, cumhuriyet ile kenetlenip kucaklaşması ile başarılmıştır.”

Türkiye’de rejimin adının, cumhuriyet, hükümet sisteminin adının ise Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi olduğuna işaret eden Bahçeli, “Bu ikisini birbirine karıştıranların zihinleri fukara olduğu için akılları da ukaladır. 20’nci yüzyılın ilk çeyreğinde cumhuriyet rejimini kuran büyük Türk milleti, 21’inci yüzyılın ilk çeyreğinde de milli ve tarihi emanetlerle uyumlu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçmiştir. Benzerliğe dikkat buyurunuz; cumhuriyetle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi olağan dışı şartlarda, milletimizin haklı ve meşru iradesiyle tecelli etmiştir. İkisi de milli bekanın, özlemlerin, hedeflerin icra ve ihata azmiyle perçinlenmiştir.” diye konuştu.

Bahçeli, cumhuriyetin ardında Çanakkale Zaferi’nin heybeti, Milli Mücadele’nin haşmeti; Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ardında da 15 Temmuz ihanet ve işgal hevesine karşı milletin kahramanca direnişi bulunduğunu anlattı.

– “Emperyalistlerin kurşun askeri haline gelmişler”

“Samimiyetle tutan, safiyetle okşayan müşfik ellerin değerini bilmeyenlerin, tekme üstüne tekme atan menfur ayaklara kapanmaktan özel haz alan teslimiyetçi şarlatanlar” olduğunu dile getiren Bahçeli, şunları kaydetti:

“Bu teslimiyetçi lobinin iş birlikçi simaları her devirde farklı farklı isim, unvan ve kılıkta ortaya çıksalar da hamdolsun emellerine hiçbir zaman muvaffak olamamışlar, bundan sonra da olamayacaklardır. Cumhuriyet, tarihinin dar patikasında, zalimlerin hunhar baskıları altında, ‘Türkiye artık yoktur’ diyen emperyalistlerin saldırıları karşısında milletin varoluş onuru olarak öne çıkmış, aynı defter üzerinde temiz bir sayfa açılmasını sağlamıştır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ise parlamenter sistemin duvara tosladığı, başkentimizin bombalandığı 251 millet evladının şehadeti ve 2 bin 194 millet evladının gazi olduğu bir dönemin hemen sonrasında milli diriliş ve yükseliş ruhu olarak doğmuş ve serpilmiştir.

Cumhuriyete karşı çıkanlar, manda ve himaye hayranlarıydı. Cumhuriyete karşı gelenler, zulme boyun eğenler, ‘Bizden bir şey olmaz’ diyen korkaklardır. Bugün ise Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne itiraz edip ne idiği muğlak ve muamma olan güçlendirilmiş parlamenter sistem peşinde koşanlar, 15 Temmuz’un rövanşını almak için hazırda bekleyen FETÖ’nün ve PKK’nın dümen suyuna giren, yozlaşmış siyasi partilerdir. Bunların yalnızca siyasetleri değil, vicdanları da emperyalistlerin kurşun askeri haline gelmiştir. Dün Damat Ferit vardı, bugün zillet ittifakının ana ve ara ortakları vardır. Dün Ali Kemaller vardı, bugün aynıları ortadadır.”

Kavala paydasında Türkiye husumetinin harcı karılmış, mayası karıştırılmıştır. Bu harcın içinde CHP’sinden İP’ine kadar siyasi partilerin varlığı biliniz ki utanç kaynağıdır. Kavala, Soros’un kuryesidir. Kavala, Gezi Parkı olaylarının finansörü, azmettiricisi, kışkırtıcısı, 15 Temmuz’da İstanbul Büyükada’da yuvalanan casusların irtibat ve ilişki ağı içinde yer alan şüpheli ve şaibeli bir kişidir. Gezi olaylarına bir park ötesinde anlam ve misyon yüklenmesinde aktif pozisyon üstlenen, Dünya’daki birçok kalkışmayı renkli demokrasi devrimi olarak lanse eden ve bu amaçla STK’lara para, lojistik, kaynak, insan sağlayan Açık Toplum Vakfı’nın Türkiye piyonu bu şahıstır. Soros uşağı olan Kavala, 4 Ağustos 2015 tarihinde kendisiyle yapılan bir röportajda, PKK’yı rasyonel politikalar yürüten bir örgüt olarak değerlendirecek kadar gözünü ve gönlünü karartmış, teröre çanak tutmuştur. TESEV’de, kurduğu Anadolu Kültür Anonim Şirketi’yle zehir saçmıştır. Kavala, 18 Ekim 2017’de İstanbul’da yakalanmıştır. Üzerine atılı suçlar hükümeti ve anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etmektir. 29 Aralık 2017’de Anayasa Mahkemesi’ne, 8 Haziran 2018’de de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuru yapmıştır. Anayasa Mahkemesi 22 Mayıs 2019 tarihinde, aralarında mahkeme başkanı Zühtü Arslan’ın da bulunduğu beş üyenin karşı oyu ve oy çokluğuyla Anayasa’nın 19’uncu maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilmediğine, Ayrıca tutuklamanın hukuki olmadığından bahisle, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine dair iddianın kabul edilebilir olduğuna ise oy çokluğuyla karar vermiştir.

ANAYASA MAHKEMESİ NEREDE ÇAPULCU VARSA YAN YANADIR

Anayasa Mahkemesi öyle bir hale gelmiştir ki, nerede bir hain, nerede Türkiye’nin kuyusunu kazmak için faal halde bulunan bir çapulcu varsa onlarla yan yanadır. Terörist Demirtaş’ın yanında duran bu mahkemedir. Sorosçu fitnenin yanında konuşlanan bu mahkemedir. Daha geçtiğimiz günlerde Diyarbakır eski belediye başkanı, bölücülüğün atar damarı Osman Baydemir ile ilgili hak ihlali kararı veren, dahası 30 bin lira da tazminat ödenmesine hükmeden bu mahkemedir. Şu rezalete, şu adaletsizliğe bakınız ki, hem canımızı alıyorlar, hem de paramızı alıyorlar. Şehitlerimizin kana bulanmış haklarını eğer imkan olsa Anayasa Mahkemesi’nin asla umursamayacağını, bunu bilmek için de kahin olmaya gerek bulunmadığını herkes görmeli ve idrak etmelidir.

ANAYASA MAHKEMESİ KAPANMASIN DA HUKUKUN İTİBARI MI KAYBOLSUN

Sorarım sizlere, Anayasa Mahkemesi kapanmasın da hak ve hukukun itibarı mı kaybolsun? Anayasa Mahkemesi kapanmasın da terörle mücadeleye sünger mi çekilsin? Demirtaş, Baydemir, Kavala davalarında hak ihlali var diyen sözde hakimler, gelsinler bunu külahıma anlatsınlar, bu da yetmezse gitsinler dağda gezen, sınırda bekleyen, sınır ötesinde mücadele eden kahramanların yüzüne, Mehmetçiklere söylesinler. Haydi buyursunlar. Diğer yandan, FETÖ’cülerle, bölücülerle ilgili süren mahkemeler kısa süre içinde sonuçlandırılmalıdır.

KARMA KOMİSYON’DA BEKLEYEN DOSYALAR GETİRİLMELİ

Bir başka önemli konu da teröre yardım ve yataklık yapan milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasını esas alan tezkerelerin süratle görüşülmesidir. TBMM Karma Komisyonu’nda bekleyen dosyalar tefrik edilerek terör örgütüne destek verenlerle ilgili karar alınmalı, Genel Kurul’a getirilmeli ve süratle sonuçlandırılmalıdır. Bölücüye ve teröriste müsamaha Gazi Meclis’in şanıyla, millet iradesinin saygınlığıyla katiyen bağdaşmayacaktır.

CUMHURBAŞKANIMIZIN SAĞLAM VE TAVİZSİZ DURUŞU ÖNEMLİ BİR DAYANAK

10 büyükelçi hem Diplomatik İlişkiler Hakkında Viyana Sözleşmesi’ne hem de Anayasa’ya aykırı hareket etmişlerdir. Türkiye bir hukuk devletidir, tam bağımsızdır ve bu haklarımız kesinlikle tartışmaya açık değildir. Türkiye’de görev yapan dış misyonlar dahil hukukun üstünlüğü herkes için bağlayıcıdır. Yargı bağımsızlığı lekesiz ve gölgesizdir. Büyükelçiler, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve demokrasi onuruna sabotaj yapmışlardır. Zira her şey çok açıktır. 10 ülkenin büyükelçisi bahse konu sözleşme ve Anayasa kapsamında zaten istenmeyen adam haline çoktan gelmişlerdir. Ne var ki, dün ABD’nin Ankara Büyükelçiliğinden yapılan açıklamada; ‘ABD, 18 Ekim tarihli açıklamaya ilişkin bazı soruların yöneltilmesi vesilesiyle, Diplomatik İlişkiler Hakkındaki Viyana Sözleşmesi’nin 41’inci maddesine riayet etmeyi teyit eder’ ifadelerine yer verilmiştir. Aynı şekilde 18 Ekim bildirisine destek veren diğer büyükelçiliklerden de benzer görüşler kamuoyuyla paylaşılmıştır. Bu son gelişmeyi olumlu bulduğu anlaşılan Sayın Cumhurbaşkanımızın cesur, dirayetli ve kararlı tutumu, milletimizin sağlam ve tavizsiz duruşu tarihi bir yanlışın düzeltilmesinde bize göre önemli bir dayanaktır. Türkiye kum torbası değildir, başına vurulup ekmeğinin alınacağı bir ülke değildir, küstahların elinde de oyuncak olmayacaktır.

VATANDAŞLIKTAN ÇIKARILSIN

ABD’nin Ankara Büyükelçisi’nin başını çektiği 18 Ekim bildirisinden geri adım atılması anlamlıdır, yerindedir, bir daha ülkeler arasında gerilim ve kriz çıkarmaya hiçbir dış misyon tevessül etmemelidir. Kavala ile ilgili önerimiz ise şudur: Bu Sorosçu’nun mahkemesi karara bağlanır ve hüküm verilirse, önce cezasını Türkiye’de çekmesi, sonra da vatandaşlıktan çıkarılarak 10 büyükelçiden birisinin ülkesine gönderilmesi artık milli bir zarurettir. 19’uncu yüzyılda yaşanan ve yasatılan yabancı sefirler baskısının tekrarına, yeniden sahne almasına hiç kimse kalkışmamalı, buna cüret dahi etmeyi aklından geçirmemelidir. Türkiye Cumhuriyeti’ni kendi çıkarları adına hiçbir dış misyon şefi nüfuzu altında tutamayacak, aksi bir teşebbüs halinde sınır dışı edilmekten de kurtulamayacaktır. Herkes haddini bilsin, saygısızlığa, kural ve hukuk ihlaline lüzum yoktur, tahammülümüz hiç yoktur. Batılı ülkelerin Türkiye’ye yaklaşımı dostane değildir, münasebetleri yapıcı değildir, iyi niyetli değildir. Avrupa Komisyonu 2021 yılı Genişleme Strateji Belgesi ile Türkiye dahil bütün aday ve potansiyel aday ülkelerle ilgili hazırlanan raporlar 19 Ekim’de açıklanmıştır. Türkiye’ye yönelik çifte standardın dozajı giderek artmaktadır. AB sorumluluklarını yok saymaktadır. Son raporda, terörle mücadelemize bırakınız desteği, köstek vardır. Siyasal ve yönetim sistemimize çarpık bir bakış egemendir.”

 

Advertisement
Yorum Yapmak İçin Tıklayınız

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Gündem

Kadın

Dünya

sanalbasin.com üyesidir

En Çok Okunanlar