Connect with us

Gündem

Adnan Oktar davasında ‘turnike sistemi’ itirafı

Adnan Oktar örgütüne yönelik açılan 77’si tutuklu 238 sanıklı davanın bugün görülen duruşmasında etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan tutuksuz sanık S.S.T. dinlendi. S.S.T., Adnan Oktar’ın talimatıyla örgüte yeni katılan kadınların ‘turnike sistemi’ adı verilen olayla toplu cinsel ilişkiye sokulduğunu öne sürdü.

Published

on

Adnan Oktar davasında ‘turnike sistemi’ itirafı
Reklamlar

İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri Ceza ve İnfaz Kurumları Yerleşkesi karşısındaki görülen 72. duruşmaya tutuksuz sanık ‘Cinsel istismar’ ve ‘Terör örgütü üyeliği’ suçundan yargılanan S.S.T. ile taraf avukatları katıldı. Sanık S.S.T.’nin baskı altında olmadan kendini rahat ifade etmesi için alınan karar gereği duruşma salonuna diğer sanıklar ve izleyiciler alınmadı.

‘Kadınlara öncelik veriliyordu’

Ankara’da üniversite okurken 2001 yılında Oktar grubuyla bir kişi aracılığıyla tanıştığını ifade eden S.S.T. “Bana Harun Yahya kitapları okumamı tavsiye etti. Ben kitapları okuyarak bu grupla yakınlaştım. Harun Yahya kitapçıklarını Ankara’da dağıtmaya başladım, İbrahim Tuncer ile temas halindeydik. 2003 yılları arasında dini tebliğ olayı çok gündemdeydi. ‘Dini tebliğ etmemiz lazım’ diyorlardı ve bayanlara öncelik veriyorlardı” dedi.

‘Kızı erkekler grubuyla tanıştırmam gerektiğini söylediler’

Örgütün kendilerine kadınlarla tanışmaları gerektiğini ve dini kadınlara tebliğ etmeleri gerektiğini söylediklerini belirten tutuksuz sanık “O zamanlar dini tebliğ etmek aklımızda. Camide bir kadının telefonunu aldım, bir yandan kız arkadaşım oldu bir yandan da dini tebliğ ediyordum. Adnan Oktar’ı çok övüyorlardı bana. Dini tebliğ etmem gerektiği söyleniyordu, sonra kitapla yapamayacağımı söylediler. Kızlı erkeklerden oluşan kardeşler grubuyla tanıştırmamı söylediler. Biz de Oktar’a biat ettiğimiz için o zamanlar dediklerini yapıyordum” şeklinde beyanda bulundu.

‘Turnike sisteminden haberim yoktu’

Örgüte dini amaçlarla girdiğini yineleyen sanık “Benim turnike sisteminden haberim yoktu. Kız arkadaşımın zamanla üzerine düştüler. Kızın İstanbul’a gidip Oktar’la ve Bora Yıldız’la görüşmesini istediler ama ‘Örgüt isterse fiziksel temasa da başvurabilirler. Kız seni ararsa da açma’ dediler. Benim içim içimi yedi o zaman. Sonradan öğrendim ki Bora Yıldız kızla cinsel temasta bulunmuş, daha sonrasında Oktar’a götürmüşler. Beni kızdan uzaklaştırıp ‘Artık kardeşlerle görüşüyor’ dediler. Birisi kızla özel bir yakınlaşma yaşıyorsa, örgüt kızı ondan ayırıyordu. ‘Kızla tek kalma bütün kardeşler görsün’ diyorlardı. Kızı herkesle tanıştırıp ‘turnike’ denen sistemi uyguluyorlardı” dedi.

‘Askerlikten sürekli soğutuyorlardı’

İstanbul’da bir örgüt evine yerleştirildiğini öne süren S.S.T. örgütün kendisini fosil sergisinde çalışmak için işe soktuğunu ve orada dini tebliğlerde bulunmaya devam ettiğini söyledi. S.S.T. askerlik zamanı geldiği zaman ise “Adnan Oktar ‘Sen burada lazımsın. Askerlikten daha önemli işlerimiz var burada. Sen yüksek lisans yap’ dedi. İstanbul Üniversitesi’nde iki defa yüksek lisans yapıp, tez aşamasında bırakıyordum. Bedelli çıkana kadar 5 yıl daha okudum. Askerlikten sürekli soğutuyorlardı bizi” ifadelerini kullandı.

‘Kız arkadaşını turnikeye sokacaksın’ dediler’

Oktar’ın programında kadınların dekolte giyinmesine de değinen sanık “Eskiden bayanların dekoltelerle dini anlatma şekli yoktu, biz o bayanların yanından geçemezdik. Göz göze gelemezdik. O zamanlar bu cemaat çok kapalıydı. Yayınlarda dekolte kıyafetler, danslar yoktu. 2012 yıllarında bayanlar artık ifşa oldu. Ben de kendime ‘Burada ne yapıyorum’ demeye başladım. Mustafa Erol’un ifadesinde bir kız vardı. Sürekli bana ‘Onu turnikeye sokacaksın’ diyorlardı, o benim kız arkadaşımdı. Beni günlerce Oktar çağırdı. Oktar beni aşağılayıp ‘Bu kız turnikeye girecek’ dedi. Ben de bir müddet sonra böyle bir şeyi kaldıramadım” şeklinde beyanda bulundu.

‘Doktorlar ve avukatlar turnike sistemine sokulmuyordu’

Mahkeme Başkanı sanığa turnike sistemine giren kızların olup olmadığını ve sanığın da bu sisteme girip girmediğini sordu. Sanık da “Bu örgüte kız kazandırmak için turnikeye sokmanız gerekiyordu. Evlilik vaadi veriliyordu kızlara, doğacak çocuklarının ismi bile konuluyordu cemaatte. Kız da bunu kabul ederdi ‘Ama sonra örgütten çıkacağız’ derdi. Kız da bunu kabul ederek erkeklerle birlikte oluyordu. Bora Yıldız bu işin başındaydı. Özellikle Oktar ‘Avukatlara ve doktorlara yönelin’ diyordu. ‘Bunlar ileride işimize yarar’ diyorlardı. Oktar ‘Hem sağlık hem hukuki bakımdan güçlü olmamız gerekiyor’ diyordu. Çok güçlü kişileri turnike sistemine dahil etmiyorlardı. Oktar ‘Onu bana getirin. Önemli bir kadın değilse hem tanışın hem de kardeşlerle cinsel anlamda görüştürün’ diyordu” şeklinde cevap verdi.

‘Her gün aynı pastayı yemeyi sever misin?’ derdi’

Sanık turnike sistemiyle ilgili şu detayları anlattı:

“Evde kız arkadaşı olanlar, kızları ikna ettikten sonra kızlar eve kendileri geliyordu. Normal kızlar geliyor önce bel altı olmayan muhabbetler yapılıyordu. Sonra cinsel birliktelik yaşıyordu. Kimse zorla bu işe sokulmuyordu, telkinlerle yapılıyordu. Kızla birlikte olmak için ‘yemek yeme’ kodu kullanılıyordu, bu kodları Adnan Oktar belirlemişti. Gitmeyen kardeşleri ‘Sen eşcinsel misin?’ diye aşağılıyorlardı. O da turnikeye girerdi. Kızlarla ilk dışarıda buluşurlardı. İkinci buluşmada kardeşler anlatılırdı, örgütten bahsedilmezdi ‘Havuzlu evlerimiz var’ denirdi. Üçüncü buluşmada kız eve gelirdi, erkek arkadaşıyla birlikte olurdu. Ciddi ilişkiymiş gibi başlardı, sonra onun tecrübesi artacak ve cinselliğin değerinin olmadığı anlaşılacaktı. Evlenmeden yaşa gör, aklın dışarıda kalmasın mantığı anlatılırdı. ‘Her gün aynı pastayı yemeyi sever misin? Her gün çikolatalı pasta, limonlu pasta yerseniz sıkılırsınız. Bir gün de muzlu pasta, frambuazlı pasta yiyin’ derdi Adnan Oktar. Kızlar kabul ederdi, tabi ki de kabul etmeyen kızlar da vardı. Kızlar hep evlilik istiyordu.”

‘Kız arkadaşımın turnike sistemine girmesine razı değildim’

Örgütten 2014 yılında ayrıldığını itiraf eden sanık “Ayrılırken kız arkadaşıma ‘Ben gidiyorum sen de benimle geliyor musun?’ dedim. O da ayrılmak isteyince ayrılıp Ankara’ya geldik, şimdi de evliyiz. Ben kız arkadaşımın turnikeye girmesine de razı değildim. Razı olmayınca bana ‘Seni kızdan koparırız’ diyorlardı Adnan’ın talimatıyla. Ben de kıza söylüyordum” dedi. Sanık turnike sisteminde iki kadınla birlikte olduğunu söyledi.

Sanığın ifadelerinin bitmesinin ardından çapraz sorgusu yapıldı. Ara kararını açıklayan heyet, duruşmayı 6 Temmuz’da görülmek üzere erteledi.

Advertisement
Yorum Yapmak İçin Tıklayınız

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Gündem

Akademisyen Ceren Damar’ın katili Hasan İsmail Hikmet ve babasının diyalogları şoke etti

Akademisyen Ceren Damar’ı hunharca katleden Hasan İsmail Hikmet ile babası Ömer Hikmet’in tutanaklara yansıyan tehdit dolu diyaloglarında Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MHP Lideri Devlet Bahçeli’ye yönelik sinkaflı ifadeleri ortaya çıktı. İkilinin, tehdit, hakaret dolu ifadeleri için takipsizlik kararı verildi

Published

on

By

Akademisyen Ceren Damar’ın katili Hasan İsmail Hikmet ve babasının diyalogları şoke etti
Reklamlar

Akademisyen Ceren Damar Şenel’in katili Hasan İsmail Hikmet ile babası Ömer Hikmet’in cezaevinde yaptıkları görüşmede Ceren Damar’ın babası Mustafa Damar başta olmak üzere yargılamayı yapan mahkeme heyeti, basın mensupları ve duruşmayı takip edenlere yönelik tehdit ve hakaret içeren sözleri tutanaklara geçmişti.

Katilin babası Ömer Hikmet 26 Şubat’ta, Ceren Damar’ı öldürmek suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan oğlu Hasan İsmail Hikmet’i, tutuklu olduğu Sincan 2 No’lu L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda ziyaret etti.

Cezaevi yönetimi, baba ve oğlu arasında geçen diyalogların deşifre edildiği 12 sayfalık tutanağı, “delil niteliğinde olabileceği” gerekçesiyle ilgili birimlere göndermişti.

Tutanaklarda, Hasan İsmail Hikmet ile Ömer Hikmet’in birçok kişiye yönelik kullanılan hakaret ve tehdit içerikli sözleri basında yer buldu. Ancak ikilinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve MHP lideri Devlet Bahçeli hakkında da hakaret içerikli ifadeler kullandığı ortaya çıktı. Görüşme tutanaklarıyla ilgili olarak; savcının nisan ayında takipsizlik kararı verdiği öğrenildi. 

Katil Hasan İsmail Hikmet ile babası Ömer Hikmet’in AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MHP lideri Devlet Bahçeli hakkında şu ifadeleri kullandığı ortaya çıktı.

Görüşme tutanakları 6. sayfadan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik

Hasan İsmail Hikmet: Tayyip hiçbir şey demedi, sustu.

Ömer Hikmet: Tabii canım Tayyip şimdi bitti. Suriye, Irak, Libya’da işe ortak çıkamıyor. O var ya ceketini alıp kaçacak.

Hasan İsmail Hikmet: Doğru bana da öyle geliyor.

Görüşme tutanakları 9. sayfadan MHP lideri Devlet Bahçeli’ye yönelik

Ömer Hikmet: (?) şimdi adam var ya kimseye bakmıyor. ‘Yeter ki zarar gelmesin bana’ diyor.  Kesin diyor adam ama ama ne Tayyip ne de Bahçeli ikisi de artık bitmiş.

Hasan İsmail Hikmet: Hıhı bitti ya Bahçeli bitti ya.

Ömer Hikmet: (?) g.berecek ş.refsiz (?) ımm şimdi sıkıntı yok yani biz iyiyiz Allah’a şükür.

Öte yandan tutanaklarda Hasan İsmail Hikmet ve babası Ömer Hikmet’in hakaretleri, sinkaflı küfürleri, tehditleri, merhume Ceren Damar’ın babası Mustafa Damar’ı tehdit etmek için telefonla arayacakları, öldürmek amacıyla evine baskın düzenleyecekleri, Damar’ın öldürülmesi için kafasını göstermesinin dahi yeterli olacağı gibi ifadeler göze çarptı. İkilinin diyaogları esnasında sık sık sık güldükleri, katil Hasan İsmail Hikmet’in, savunma sürecinde kullandığı stratejileriyle kamuoyunun büyük tepkisini çeken avukatı Vahit Bıçak’ın işlerinin durumunu sorması da göze çarptı.

NE OLMUŞTU?

Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Araştırma Görevlisi Ceren Damar Şenel, 2 Ocak 2019’da kopya çekerken yakaladığı öğrencisi Hasan İsmail Hikmet tarafından odasında öldürülmüştü. Damar’ı önce tabancayla vurup sonra 17 yerinden bıçaklayarak öldüren Hasan İsmail Hikmet, Ankara 33. Ağır Ceza Mahkemesi’nce 21 Şubat 2020’de, “Kişiyi yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle öldürmek” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

Okumaya Devam Et

Gündem

Koronavirüs salgını sırasında uçak yolculuğu ne kadar güvenli?

Published

on

By

Koronavirüs salgını sırasında uçak yolculuğu ne kadar güvenli?
Reklamlar

Koronavirüs salgını sırasında dünya genelinde uçak yolculukları durma noktasına geldi. Nisan’daki düşüş, geçen yılın aynı dönemine oranla yüzde 95 civarındaydı.

Bazı havayolu şirketleri hiç uçak kaldırmadı, bazıları ise tedarik zincirinin devamına katkıda bulunmak ve ne kadar olursa para kazanabilmek için kargo taşımacılığına yöneldi.

Uçuşlarını askıya alan birçok şirket şimdi yeniden seferlerine başlıyor. Easyjet, bu ayın başlarında uçuşlarına sınırlı sayıda seferle başladı. Ryanair Temmuz’dan itibaren uçuşlarının yüzde 40’ını başlatacağını söylüyor. Sınırlı sayıda sefer başlatan Air France ve Lufthansa da talebe göre uçuşlarını artırmayı umuyor.

İngiltere’de ise 8 Haziran’da alınan bir kararla, ülkeye giriş yapanların iki hafta süreyle kendilerini karantinaya alma zorunluluğu getirildi. Bu karar, uçak yolculuğu yapacak olanların durumunu zorlaştırdı.

Fakat hükümetin riskin düşük olduğu belli ülkeler için bu kuralı yakında kaldıracağı konuşuluyor. Böyle bir karar, insanların popüler turizm merkezlerine gidebilmelerini sağlayacak.

Peki yolcular, güvenli bir şekilde uçabilecek mi? Ya da enfeksiyon riski altında mı olacaklar?

İki arka ya da iki ön sıra kuralı

Covid-19, görece yeni bir virüs. Bu nedenle uçak yolcuları arasında virüsün nasıl yayılabileceğine dair yeterince veri yok. Ama daha önce solunum yolu hastalıklarının uçaklarda nasıl yayıldığına ilişkin yapılmış araştırmalar var.

ABD Hastalık Koruma ve Kontrol Merkezleri CDC, mevcut veriler ışığında ciddi enfeksiyonları bulunan kişilerin iki sıra önünde ve iki sıra arkasında oturan yolcuları izlemeye çalışıyor.

2018’de Atlanta’daki Emory Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmada yolcular ve mürettebatın uçak içindeki hareketleri temel alınarak bunun hastalığın bulaşmasına nasıl etkisi olduğuna bakıldı.

‘Bir metre uzaktakiler için sorun yok’

Bilgisayar modellemelerine dayandırılan araştırmada şu sonuca varıldı:

“Zerrecik yoluyla bulaşan solunum yolu hastalıklarında, hasta kişiden bir metre daha uzakta oturan kişilere hastalık bulaşmasıolası değil. Bu nedenle hastalığın bulaşma olasılığı bir ön ya da bir arka sırayla sınırlı.”

Buna tezat bir şekilde, aynı bilim insanları tarafından yapılan başka bir araştırmada, gerçek hayat koşullarında Sars ya da grip vakalarında, hastaların sadece yakınındakilere değil, uzakta oturan yolculara da virüs bulaştırabileceğine işaret ediyordu.

Uzmanlar buna şöyle bir açıklama getiriyor:

“Hasta olan yolculardan bazıları, hastalığı zerrecikleri soluyarak değil, havaalanında, uçağa binerken ya da uçaktan çıkarken veya mikroplu yerlere temas ederek kapmış olabilir.”

Simülasyonlar da kabin memurlarının uçak içinde farklı yerlere gittiği ve yolcularla yakın temasta bulunduğu için hastalık bulaştırabileceğine işaret ediyor ve hasta olan personelin uçmaması gerektiği belirtiliyor.

15 saatlik uçuşta iki hasta vardı, kimse koronavirüse yakalanmadı

Kanada kamu sağlığı yetkilileri, Guangzhou-Toronto seferini yapan bir uçakta iki yolcuda Covid-19 bulunduğunu ancak sonrasında başka bir hiçbir yolcunun hastalığa yakalanmadığını tespit ettiklerini söylüyor.

15 saat süren uçuşta 350 kişi vardı. Birçok kişi, kapalı bir alanda uzun süre oturma sonucu kaçınılmaz olarak hastalığın yayılabileceğini düşünse de Airbus’un baş mühendisi bunun doğru olmadığını söylüyor.

Airbus’un baş mühendisi: Uçaktaki hava çok temiz

Jean-Brice Dumont, modern uçakların hava çok temiz olacak şekilde tasarlandığını belirterek “Matematiksel olarak hava iki-üç dakikada bir yenileniyor. Bu, saatte 20-30 kere etrafınızdaki havanın tamamen yenilenmesi anlamına geliyor” diyor.

Normalde motor yoluyla uçağın dışından alınan hava, kabin içindeki dönüştürülmüş havayla karıştırılıyor. Sıcaklık ve nemi doğru seviyede tutmak için yeniden kullanılan dönüştürülmüş hava, hastanelerdekine benzer HEPA (Çok hassas hava filtresi) filtrelerinden geçiriliyor.

‘HEPA filtreleri koronavirüsü yakalıyor’

Covid 19’un çapı yaklaşık 125 nanometre (bir nanometre, metrenin bir milyarda biri) ve HEPA filtrelerinin parçacık yakalama kapasitesi içinde. Bu filtreler 10 nanometre ve daha büyük parçacıkları tutabiliyor.

Dumont şöyle diyor:

“HEPA filtrelerinin standardı var. Ticari havacılıkta en yüksek standartlar söz konusu. Covid-19 büyüklüğündeki küçük parçacıkların yüzde 99,97’sini filtreliyorlar. Havanın akış yönü de enfeksiyon riskini asgariye indirecek şekilde tasarlanmıştır.

“Hava dikey olarak hareket ediyor. Başınızın üzerinden verilen hava ayaklarınızın altından boşaltılıyor. Bu da havadaki herhangi bir şeyin yayılma seviyesini azaltıyor. Yani birinci sırada oturan bir yolcu 20’nci sıradaki bir yolcuya hastalık bulaştıramaz.”

Peki bu yeterli mi?

Havanın yukarıdan aşağı olan hareketi yerinden kalkan yolcular ya da kabin görevlileri tarafından bozulabilir. Böylece havayla taşınan partiküllerin yolu değişebilir.

Leicester Üniversitesi’nden virolog Dr. Julian Tang, HEPA filtreleri işe yarasa da tüm Covid-19 zerreciklerini ya da parçacıkları yakalamayabileceğini söylüyor. Dr. Tang, sonuçları bu ay yayımlanan, Covid-19’un kapalı alanlarda yayılmasını azaltma riskinin incelendiği bir araştırmada görev aldı.

‘Filtrelere sadece büyük hava akımlarında işe yarar’

Tang şunları söylüyor:

“Filtreleme, sadece büyük hava akımlarında işe yarar. Uçak yolculuğu sırasında hastalıkların çoğu, yakın mesafeden yüz yüze temas yoluyla geçiyor. Uçak tren ve otobüslerde dikkat etmeniz gereken şey, yakın mesafeden parçacık solumamaktır. En büyük risk budur.”

‘Uzakta olmak riski azaltmaz. Zerrecikler 16 metre uzağa gidebilir’

Dr. Tang, uzakta olmanın da riski azaltmadığına dikkat çekerek şöyle devam ediyor:

“Covid-19’un havada ne kadar kaldığı bir dizi faktöre bağlı. Bu, insanlara, enfeksiyonunuzun durumuna bağlı. Tüm zerreciklerin iki metre çapında bir alana düşeceğini söyleyemezsiniz. Bazı küçük zerrecikler havada asılı kalıp 16 metre kadar uzağa gidebiliyor ve bunların hepsi virüs taşıyabilir” diyor.

Ancak Jean-Brice Dumont, maske takmak, dirseğe öksürmek ya da hapşırmak gibi basit önlemlerin riski asgariye indirebileceğini vurguluyor, yolculardan mutlaka maske takmalarını istediklerini hatırlatıyor.

‘Uçakta fiziksel mesafe gerekli değil’

Uluslararası Hava Taşımacılığı Birliği (IATA)’nın emniyetten sorumlu başkan yardımcısı Nick Careen ise uçakta fiziksel mesafenin gerekli olmadığını söylüyor. Careen, asıl önemli olan şeyin kabinin sık sık ve iyice temizlenmesi ve yolcuların belli bir alanda toplanmasının önlenmesi olduğunu söylüyor ve bunun tuvalet için kuyruğa girilmesinin yasaklanmasını da içerebileceğini belirtiyor.

Virolog Dr. Tang bunu reddediyor ve “Sorun şu: Örneğin ekonomi sınıfında bir kişinin 60 santimetre yakınında oturuyorsunuz. Bu kişi öksürüp hapşırıyor. Bu zerrecik filtrelemesistemine ulaşamadan size gelebilir” diyor.

Birleşmiş Milletler’e bağlı Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü (ICAO) havayolu şirketleri ve havalimanları için riski azaltmaya yönelik bir dizi kural belirledi. Bu kurallar bagaj tesliminden itibaren yolculuğun her aşamasını kapsıyor.

Uçak yolculuğu için tavsiyeler

İngiltere Hükümeti, bunları temel alarak bir genelge yayımladı:

  • Tüm bagajlar içeri verilmeli
  • Yolcular havaalanında ve uçakta maske takmalı
  • Personelle yüz yüze temastan asgariye indirilmeli
  • Yolcular, mümkün olduğu kadar yerlerinden kalkmamalı
  • Kabin memurları yolcuların tuvalet önünde toplanmasını ya da sıra olmasını önlemeli

Dr. Tang: Ben uçağa binerim

IATA’dan Nick Green enfeksiyonu önlemenin tek bir sihirli yolu olmadığını söyllerken Dr. Tang, kendisinin bazı önlemler alarak uçağa binebileceğini belirtiyor ve “Uçağa binersem maske takarım. Yüzde yüz olmasa bile bir dereceye kadar korunmuş olurum” diyor.

Kaynak: BBC Türkçe

Okumaya Devam Et

Gündem

12 yaşındaki Orhan: Kolonyanın yandığını yanarak öğrendim

Erzincan’da üzerine kolonya döküp çakmağı çakınca alevler içinde kalan 12 yaşındaki Orhan K., yaralandı. Vücudunda ikinci ve üçüncü derece yanıklar oluşan Orhan K., kolonyanın yanıp yanmayacağını merak ettiği için çakmağı çaktığını belirterek, “Kolonyanın yandığını yanarak öğrendim” dedi.

Published

on

By

12 yaşındaki Orhan: Kolonyanın yandığını yanarak öğrendim
Reklamlar

Erzincan’da oturan Altun K.’nin 5 çocuğundan en küçüğü olan Orhan K., evde tek başına oturduğu sırada üzerine kolonya döktü. Kolonyanın yanıp, yanmayacağını merak eden Orhan K., mutfaktan aldığı çakmağı yakınca bir anda alevler içinde kaldı. Yanan kıyafetlerini çıkaramayan Orhan K., koşarak dışarı çıkıp bahçede oturan annesi ve yakınlarından yardım istedi. Gördükleri manzara karşısında şaşkına dönen anne ve yakınları bir anda ne yapacaklarını şaşırdı. Küçük çocuğun dayısı Cemal Bayram, yeğeninin üzerinde yanan kıyafetleri çıkartarak kurtardı.

Ambulansla Binali Yıldırım Üniversitesi Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılan Orhan K., yapılan ilk müdahalenin ardından sevk edildiği Erzurum Şehir Hastanesi Yanık Merkezi’nde tedaviye alındı.

‘Benim yaptığımı kimse yapmasın’

İzzetpaşa Ortaokulu 5’inci sınıf öğrencisi Orhan K.’nın sağlık durumunun iyi olduğu bildirildi. Vücudunda iki ve üçüncü derece yanıklar bulunan Orhan K., “Evde elimi yüzümü yıkadıktan sonra üzerime kolonya döktüm. Sonra bunun yanıp yanmayacağını merak ettim. Mutfaktan aldığım çakmağı yakınca alevler içinde kaldım. Söndürmeye çalıştım ama söndüremedim. Bağırarak dışarı çıkıp bahçede oturan annemlerden yardım istedim. Dayım üzerimdeki kıyafetleri çıkardı. Ama canım çok yandı. Kolonyanın yandığını yanarak öğrendim. Benim yaptığımı kimse yapmasın” diye konuştu.

Okumaya Devam Et

En Çok Okunanlar